Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

Bilim

Satürn’ün Uydusu Enceladus’un Çizgilerinin Gizemi Çözüldü

Satürn’ün uydusu Enceladus, bilim insanları tarafından oldukça merak edilen bir dokuya sahipti. Uydunun yüzeyindeki ‘kaplan çizgilerinin’ kaynağının ne olduğu bilinmiyordu fakat son araştırmayla birlikte bu gizem çözüldü.

NASA’nın Cassini uzay aracı tarafından görüntülendiğinden beri bilim insanlarının ilgisini çeken bir gizem sonunda çözüldü. Satürn’ün uydusu Enceladus’taki ‘kaplan çizgilerinin’ ne olduğu sonunda anlaşıldı.

Okumaya devam et

2019’da Keşfedilen 71 Yeni Canlı Türünden Öne Çıkanlar

Bilim insanları, bu yıl bütün dünyada 71 yeni canlı türü keşfettiler. Keşfedilen canlı türleri ve yaşadıkları alanlar üzerinde yapılacak çalışmalar hem çevre çalışmaları hem de iklim değişikliğine karşı mücadele için önemli bir anahtar olabilir.

Bilim dünyası, yeni canlı türleri keşfetmek için çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. Kaliforniya Bilimler Akademisi’nden bilim insanları, yaptıkları açıklama ile 2019 yılında 71 bitki ve hayvan türü keşfettiklerini açıkladılar.

Kaliforniya Bilimler Akademisi’nin keşfedildiğini açıkladığı yeni türler listesinde çiçekler, balıklar, mercanlar, örümcekler, deniz böcekleri, karıncalar ve kertenkeleler var. Keşfedilen yeni hayvan ve bitki türleri, okyanuslarda, mağaralarda, ormanlarda ve hatta okyanusun en derinlerinde dahi bulunuyor.

kedi gözlü kardinal balığı

Kaliforniya Bilimler Akademisi Başkanı Shannon Bennett, “Dünyanın en bilinen yerlerinden en uzak yerlerine kadar birçok yerde yeni türleri aramaya devam etmemize rağmen, bilim insanları doğadaki türlerin yüzde 90’ından fazlasının hala bilinmediğini tahmin ediyor. Gezegenimizdeki yaşamın gelişmesine izin veren zengin bitki ve hayvan çeşitliliği, tüm canlıların birbirine bağlı şekilde yaşaması, iklim krizi karşısında toplu bir esneklik sağlıyor. Keşfedilen her tür, oynadığımız kritik rolün hatırlatıcısı olarak hizmet ediyor. Bu değerli ekosistemleri daha iyi anlamamız ve korumamız gerekir” dedi.

Kaliforniya Bilimler Akademisi’nden bilim insanların 2019 yılında keşfettiği 71 türden bazıları, diğerlerinden daha ilgi çekici. Bilim insanlarının 2019 yılında bulduğu ilgi çekici türlere beraber bakalım.

Wakanda ismi verilen balık

Wakanda, Marvel Evreni’nden Black Panther’in (Kara Panter) ülkesi olarak biliniyor. Bilim insanları, bu çizgi roman ülkesinin ismini, deniz yüzeyinden 80 metre derindeki resiflerde yaşayan canlı mor renge sahip balıklara verdi.

Daha önceden bilinmeyen bu balık türü, Hint Okyanusu’nun Tanzanya kıyılarında bulunan Alacakaranlık Bölgesi ismi verilen resiflerde bulundu. Alacakaranlık Bölgesi’nde bulunan bu balık türünün pigmentleri vücutlarında o kadar yaygın ki, incelemek için alınan boyalar uzun bir süre kaybolmadılar.

Wakanda balığı

Bilim insanları, Alacakaranlık Bölgesi’nde keşfettikleri bu yeni balık türüne Cirrhilabrus wakanda veya Kara Panter’in Wakanda’sında bulunan vibranyumdan yola çıkarak vibranyum peri balığı (vibranium fairy wrasse) ismini verdiler.

Cirrhilabrus wakanda’nın keşfinde çalışan Sidney Üniversitesi’nden doktora öğrencisi Yi-Kai Tea, “Bu türü keşfettiğimizde, Afrika’nın gizemli resifleri ve izole edilmiş doğası hakkında düşündüğümüzde, yeni türü Wakanda olarak adlandırmamız gerektiğini düşündük” dedi. Araştırmacılar, 2019’da Cirrhilabrus wakanda ve kedi gözlü kardinal balığı da dahil olmak üzere 16 yeni balık türü keşfettiler.

Nesli tükenmekte olan kertenkeleler

2019 yılında, akademi araştırma görevlisi Aaron Bauer, çoğunun türü tehlikede olan 15 benekli kertenkele, turuncu kertenkele ve kuşaklı kertenkele türü keşfetti. Bu türler, ormanların yok olması nedeniyle hızlıca nüfuslarını kaybediyorlar.

kertenkele

Bu türlerin keşfedilmesi, bu türlerin zaman içinde karşılaştıkları tehditlerin belirlenmesinde de önemli bir rol oynuyor. Örneğin, Bauer’in bulduğu türlerden biri, bölgede istilacı olarak bulunan ateş karıncaları tarafından tehdit ediliyor.

Araştırmacı, Aaron Bauer, “İzole edilmiş, dağ tepeleri gibi habitatları araştırmazsak bu bölgelere özgü biyoçeşitliliğin büyük bir bölümünü daha sonra özleyeceğiz” dedi. Aaron Bauer, akademik hayatı boyunca 205’ten fazla yeni sürüngen keşfetti.

Şaşırtıcı deniz sümüklü böcekleri

Deniz sümüklü böcekleri, saklanma ustaları olarak biliniyorlar. Yeni keşfedilen deniz sümüklü böcekleri Madrella amphora, habitatında bulunan salyangoz yumurtalarına benziyor.

Omurgasız Zoolojisi Akademisi Yöneticisi Terry Gosliner, “Son zamanlarda denizli sümüklü böceklerinin diğer türlerin renklerini taklit ettiğini görüyorduk. Ancak deniz sümüklü böceklerinin diğer hayvanları tamamen taklit ettiğini görmek nadirdir” dedi.

Araştırmacılar, bilinen diğer deniz sümüklü böceklerinden farklı olan, benzersiz renkleri ve küçük boyutları ile beş farklı deniz sümüklü böceği türü daha keşfettiler.

Nadir bir çiçek türü

Bitkiler hakkında yapılan çalışmalar, birbirleriyle iletişim kurdukları ve kuraklıktan şikayet ettikleri gibi bulguları ortaya çıkardı. Araştırmacılar, bu yıl da yaklaşık 100 yıldır gözlenemeyen nadir bir çiçeği keşfettiler. Araştırmacılar, buldukları nadir bitkinin hareket ettiğini de keşfettiler.

Trembleya altoparaisensis ismi verilen çiçek, bundan 100 yıl önce bir ünlü botanikçi Auguste François Marie Glaziou tarafından incelenebilmişti. Beyaz çiçekleri olan bitkiü o günden bu güne tekrar bulunamadığı için keşifte bulunan araştırmacılar çiçeği tanımlamakta zorlandılar.

nadir bitki türü

Kaliforniya Bilimler Akademisi’nde emekli botanikçi Frank Almeda ile beraber çalışan doktora öğrencisi Ricardo Pacifico, “İnsanlar, bitkilerin hareket ettiğini düşünmüyorlar. Ama hareket ediyorlar” dedi.

Araştırmacılar tarafından Brezilya’daki Chapea dos Veadeiros Ulusal Parkı’nda bulunan Trembleya altoparaisensis’in yanında Madagaskar’daki ulusal parklarda sekiz yeni çiçekli bitki türü keşfettiler.

Derin deniz mercanı

Uzaktan kontrol edilebilen araçlar, araştırmacıların derin deniz araştırmaları sırasında bulunan mercanları keşfetmelerine ve bu mercanları anlamalarına yardımcı oluyor. ABD’deki Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nden araştırmacılar, Kaliforniya sahilinde Chromoplexura cordellbankensis adında yeni bir mercan türü keşfettiler.

Kaliforniya Bilimler Akademisi’nde yönetici olan Gary Williams, “Gelgit olan deniz bölgesi hakkında bilgimiz vardı. Ancak derin deniz, görüş alanımızın ve aklımızın dışındaydı” dedi.

derin deniz mercanı

Keşfedilen yeni mercan türünün yanında San Francisco sahiline 60 km uzaklıktaki bir deniz koruma alanında iki yeni çeşit mercan türü daha bulundu.

Karınca seven ve mağarada yaşayan örümcekler

Araştırmacılar, 2019 yılında karıncaların yuvasında yaşayan bir örümcek türü buldular. Keşfedilen örümcek türü, zamanının çoğunu karınca yuvasının içinde geçiriyor. Araştırmacılar, bu örümcek türünün karınca yuvasında ne yaptığını henüz belirleyemediler.

Meksika’daki Chihuahuan çölünde keşfedilen yeni örümcek türünün karınca yuvasında ne yaptığını anlamak için yuvayı kazmak gerekiyor. Yuva kazıldığında da örümcek asla doğal halinde bulunamıyor. Araştırmacılar bu örümcek türünü çökmüş bir karınca yuvasının etrafında buldular.

İspanya ve Fransa sınırında bulunan Pirene Dağları’ndan Bulgaristan’ın başkenti Sofya’nın dışında bulunan Balkan Dağları’na doğru ilerleyen bir grup araştırmacı, mağaralarda karanlıkta yaşamaya adapte olmuş bir uzun bacaklı örümcek türü keşfettiler. Bilim insanları, bu örümcek türünün karanlıkta yaşamaya adapte olması özelliğinin araştırılması sayesinde türün geçmişine dair bilgi sahibi olacak.

Yeni bir vatoz balığı türü

vatoz balığı

Araştırmacılar, yeni vatoz balığı türünü Falkland Adaları’nda keşfettiler. Vatoz balıkları, güneş ışığı gibi görünen balıklardır. Keşfedilen vatoz balığı türü de Falkland Adaları’da yüzeyin 600 metre derinin de keşfedildi.

Vatoz balıkları, Kore’de bir yiyecek olarak tüketiliyorlar. Araştırmacıların keşfettiği vatoz balığı türü daha önce fazla tüketim nedeniyle soyu tükenen bir tür değil. Dipturus lamillai, muhtemelen yeni keşfedilen bir vatoz balığı türü.

Çin’in Genetiği Değiştirilmiş Bebek Deneyi Beklenmedik Mutasyonlar Yaratmış Olabilir

Çinli biyofizikçi He Jiankui’nin genetiği değiştirilmiş bebekler üzerinde yaptığı araştırmaların orijinal raporları ilk kez ortaya çıktı ve deneyin başarısız olduğu öne sürülüyor. Jankui, bilim otoritelerini yanıltmak ve yalan söylemekle suçlanıyor.

Çin’in genetiği değiştirilmiş ikizler üzerinde HIV’e karşı bağışıklık kazandırmak için yaptığı gen düzenlemesi başarısız olmuş ve istenmeyen mutasyonlar yaratmış olabilir. MIT Technology Review dergisinin gerçek araştırmadan paylaştığı alıntılar, Çinli biyofizikçi He Jiankui’nin dünyaya gelmeleri bilim dünyasını tartışmaya sürükleyen ikizler Lula ve Nana’nın yaratılmasında etik ve bilimsel normları görmezden geldiğini ortaya koyuyor.

HIV salgınını kontrol altına almayı hedefleyen tıbbi atılımın başarılı olup olmadığı açık değildi. Çünkü araştırma ekibi, bebeklere bağışıklığı veren gen mutasyonunu yeniden üretemedi. Berkeley, Kaliforniya Üniversitesi’ndeki genom düzenleyici bir bilim adamı olan Fyodor Urnov, MIT Technology Review’e, “Geçerli CCR5 değişimini yeniden ürettikleri iddiasıyla gerçek verilerin bariz bir şekilde yanlış beyan edilmesi sadece bir terim ile tanımlanabilir: kasıtlı bir yalan” dedi.

çin genetik değiştirme

Urnov’a göre çalışma aslında araştırma ekibinin geçerli CCR5 varyantını üretemediğini gösteriyor. Ekip doğru geni hedef almasına rağmen “Delta 32” varyasyonunu çoğaltmadı ve bunun yerine etkileri net olmayan yeni düzenlemeler yarattı.

Dahası, CRISPR gen düzenlemede kusurlu bir yöntem olarak görülmeye devam ediyor. İstenmeyen ya da hedeften sapan düzenlemelere yol açabiliyor ve bu da insanlarda kullanımını tartışmalı hale getiriyor. Araştırmacılar, erken aşamadaki embriyolarda bu tür etkileri aradıklarını ve sadece bir tane bulduklarını iddia etti. Ancak her bir embriyo hücresini incelemeden kapsamlı bir arama yapmak mümkün değil.

çin genetiği değiştirilmiş bebek

Shady Grove Fertility’de üreme endokrinologu olan Jeanne O’Brien, uygulamaya katılan çiftin kararını, “Ebeveynlerin doğurganlık tedavisine erişememesi, doğacak çocuklarına yönelik büyük risklere rağmen, deneyde yer almaları için onları motive etmiş olabilir” şeklinde tanımlıyor. Ayrıca baba, HIV pozitif ve Çin’de sosyal hayatında zorluklar çekiyor.

Araştırmacılar, Elektriği İletip Isıyı İletmeyen Bir Metal Buldu

Metallerin ısı ve elektriği iletme konusunda oldukça başarılı olduklarını biliyoruz, tabii bazı durumlarda ısıyı iletmesi çok kullanışlı olmasa da. Ancak araştırmacılar elektriği ileten ancak ısıyı iletmeyen bir metal bulmayı başardılar.

Araştırmacılar, ısı barındırmadan elektrik barındırabilen bir metal belirlediler. Bu, iletkenlerin nasıl çalıştığını anlamamız konusunda da bize tamamen karşı koyan inanılmaz kullanışlı bir metal.

2017 yılında bulunan bu metal, WiedemannFranz Kanunu ile de çelişiyor. Wiedemann-Franz Kanunu, elektrik için iyi olan iletkenin, orantılı olarak ısı için de iyi olacağını belirtiyor. Bu yüzden motor gibi şeyler düzenli olarak kullanıldıkça ısınıyor.

Farklı bir metal

vanadyum dioksit

(vanadyum dioksit)

ABD’de bulunan bir ekip ise metal vanadyum dioksit (VO2) için bunun geçerli olmadığını gösterdi. Araştırmanın yürütücülerinden Junqiao Wu, Ocak 2017’de yaptığı açıklamada “Tamamen beklenmedik bir bulgu” ifadelerini kullanmıştı. Wu, yapılan bu keşfi konvansiyonel iletkenler için oldukça güçlü olan bir kanunun kırılması şeklinde açıklamıştı.

Tabii bu beklenmedik keşif, iletkenler hakkında bilinenleri değiştirmesinin yanı sıra oldukça da kullanışlı. Araştırmacılar, hâlihazırda elektriği, ısıya göre daha iyi geçiren materyaller biliyordu ancak bu özellikler sıfırın altında yüzlerce derecede görülebiliyordu. Bu özellikleri de materyalleri kullanışlı olmaktan bir hayli uzaklaştırıyordu.

Vanadyum dioksit ise oda sıcaklığının üstündeki sıcaklıklarda verimli olabilen tek iletken. Dolayısıyla çok daha kullanışlı. Bu tuhaf maddenin gizemini çözmek isteyen ekip, vanadyum dioksitin kristal ağındaki elektronların hareketine baktı. Ekip, termal iletkenliğin, Wiedemann-Franz Kanunu’nda öngörülen miktardan 10 kat daha küçük olduğunu keşfetti.

Elektron hareketleri

elektron hareketi

Wu, vanadyum dioksitteki elektronların hareketleriyle ilgili olarak “Elektronlar, normal metallerdeki parçacıkların aksine, birlikte hareket ediyorlar. Tıpkı sıvılar gibi. Elektronlar için ısı, rastgele devinimlerdir. Normal metaller, ısıyı oldukça verimli bir şekilde taşır çünkü elektronların atlayabileceği birçok farklı muhtemel mikroskobik konfigürasyonlar vardır” ifadelerini kullandı.

Araştırmacılar, vanadyum dioksit ile diğer materyalleri karıştırdıklarında elektriğin ve ısının miktarını “ayarlayabileceklerini” fark ettiler. Bu da gelecekteki uygulamalar için oldukça kullanışlı olacakları anlamına geliyor.

Vanadyum dioksitin bir diğer eşsiz özelliği ise 30 derece sıcaklık civarlarında transparan olabilmesi. Yani bu da pencere kaplaması olarak kullanılarak içeride klima olmadan oda sıcaklığının düşürülebileceği anlamına geliyor.

Tabii bu materyal hakkında ticari kullanıma sunulmadan önce birçok araştırmanın daha yapılması gerekiyor. Ancak böyle bir materyalin kullanım alanının genişletilmesi gelecekte birçok farklı alanda kendisini görebileceğimiz anlamına geliyor.

Kuantum Bilgisayarlarla Geleneksel İşlemcileri Birleştiren Teknoloji

Kuantum Bilgisayarlar Nedir?

Klasik bilgisayarlarda bilgi bitlerle temsil edilirken, kuantum bilgisayarlar, bilgisayar bellek birimi için kuantum bitlerini yani kübitleri kullanır. Kübitler iki durumlu kuantum mekaniği sisteminden oluşmaktadır.

Kuantum bilgisayarları, klasik bilgisayarların aksine 0 ve 1’in yanısıra aradaki diğer tüm olasılıkları da değerlendirerek, aynı anda işlem yapmaktadır. Bu yüzden Kuantum Bilgisayarlar, hem hız bakımından hem de veri depolama bakımından diğer bilgisayarlardan daha üstün özelliklere sahiptir. Bununla birlikte atom ve atom altı parçacıkların çevresiyle etkileşme özelliği göz önüne alındığında bilginin depolanmasında sıkıntılar oluşmaktadır. Buna decoherence olayı da denmektedir. ( Decoherence: kuantum bileşenleri arasında uyumun kaybolması.)
Hızlarını karşılaştırdığımızda ise 64 q-bit’lik bir kuantum bilgisayar, süper hızla çalışan 2^64 klasik bilgisayara eş değerdir. Sanırız bu karşılaştırma bu bilgisayarların hızı konusunda bir fikir vermektedir.

Teorikte olasılık hesabı ile kırılamayacak şifre bulunmamaktadır. Ancak bugün kullanılan şifreleme sistemi, çok basamaklı olasılıkların günümüz teknolojisi ile kırılmasına hem bilgisayarların gücünün hem de zamanın yetmeyeceği gerçeğine dayanmaktadır.

Günümüz şifreleme sistemi 128 Bit Şifreleme (128-bit Encryption), toplamda 128 bit’lik anahtarların kullanılmasıyla veri veya dosyaların şifrelenmesi ya da deşifre edilmesi temeline dayanan, modern bir şifreleme yöntemidir. 128 Bit Şifreleme metodu günümüzün modern şifreleme algoritmalarından biri olarak kabul görmekte olup, internet ve telekominikasyon dünyasında standart olarak kabul görmektedir.

128-bit şifreleme ile kilitlenen bir verinin deşifre edilmesi için gerekli çözüm anahtarının olmaması halinde denenmesi gereken 3,400,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000 şifre kombinasyonu söz konusudur. Günümüzün en güçlü bilgisayarları bile bu kadar şifre denemesini kısa sürede yapacak güce sahip değildir.

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları, yeni bir nano ölçekli araç geliştirdi. Bu araç, fotonlarla ya da elektronlarla çalışabilmesi sayesinde geleneksel yapıdaki bilgisayarlarla kuantum bilgisayarlar arasında bağlantı kurabilir.

Son yılların en gözde konularından biri kuantum bilgisayarlar. Bu bilgisayarların gelişim süreci oldukça karmaşık ve yapıları da geleneksel bilgisayarlardan oldukça farklı. Oxford’dan bilim insanları ise iki bilgisayar versiyonu arasında benzerlik kurabilmeyi sağlayacak bir nano ölçekli teknoloji araç geliştirdi.

Bu aracın en temel özelliği, çalışma prensibinin hem elektronlarla hem de fotonlarla çalışabilecek olması. Evlerimizdeki bilgisayarlar elektronları kullanırken kübit adı verilen yapılar üzerinden hesaplama yapan kuantum bilgisayarları ise fotonları kullanıyor.

Elektronlar ve fotonlar bir arada kullanılabilir mi?

devre

Aslında 1950’lerden bu yana bilgi aktarımı için ışığın kullanılması konusunda çalışmalar devam ediyor ancak burada karşımıza oldukça ciddi ve yapısal bir sorun çıkıyor: Işığın dalga genişliği, elektronun dalga genişliğinden daha büyük. Elektrikli çipler küçük boyutlarda verimli olurken foton kullanılan sistemler daha geniş alana ihtiyaç duyuyor.

Yeni cihaz ise ışığı daha küçük bir boyuta sıkıştırmayı başarıyor. Bunu da yüzey plazmon kutuplaşması adı verilen bir yöntemle gerçekleştiriyor. Yüzeye yakın noktada ışığın kırılma indisini kullanan bu yöntemde ışık sıkıştırılabiliyor. Böylece elektrikli çipler ile foton çipleri bir arada kullanılabiliyor. Bu da cihazların hem elektronlarla hem de fotonlarla çalışabilmesinin yolunu açıyor.

Neredeyse sınırsız kullanım alanı

kuantum bilgisayar

Araştırmanın yazarlarından olan Nikolas Farmakidis, bu keşfin bilgisayar ve özellikle yüksek hesaplama kapasitesi gereken alanlar için çok umut vadeden bir buluş olduğunu söylüyor. Bu teknolojinin kullanılabileceği pek çok farklı alan bulunuyor. Şu anda odaklanılan nokta ise yüksek işlem gücü gerektiren, yapay zeka sistemleri gibi yapılar. Yeni araç şu andaki metal oksit yarıiletken üretimi ve MOFSET’ adlı transistörlü sistemleri bir üst seviyeye taşıyabilir.

Araştırmanın yazarlarından olan Nathan Youngblood, yeni teknolojinin kullanılabileceği alanları açıklarken bu teknolojinin -akla geldiği şekilde- sıklıkla yapay zekalarda kullanılacağını söylerken, ışık tabanlı fotonik bilgisayarların elektrikli sistemlerle eşlenebilmesinin CMOS sistemlerin geleceği olduğuna inandığını belirtti.

Araştırmanın sonuçları Science Advances adlı dergide yayımlandı.

ajax-loader