Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

Dünyada gizemi çözülemeyen ilginç yerler ve olaylar

Abone Ol 

Göbekli Tepe

Şanlıurfa’da, Örencik Köyü yakınlarında yer alan dünyanın bilinen en eski kutsal alanı. Neolitik Çağ’dan kalan bu yapı kompleksi, günümüzden 11.600 yıl önce yapılmış. İngilizlerin o çok övündüğü Stonehenge’den 8600, Mısır piramitlerinden 9000 yıl önceye tarihlenen bu yapı, bilinen bütün tarih tezlerini de yerle bir etmiştir.Sadece inşa edildiği dönem itibari ile değil, mimarisinin estetiği itibari ile de ön plana çıkan Göbeklitepe, ayrıca dünya üzerinde bulunan en iyi korunmuş tarihi bölgelerden biridir. Bu düzeyde iyi korunmuş olmasının en büyük nedeni, bilinçli olarak o dönemin insanları tarafından, herhangi bir zarar verilmeden toprakla doldurularak gömülmesidir.

Ancak insanoğlunun, büyük emeklerle inşa ettiği bu yapıyı, neden sessiz sedasız gömdüğü, belki de hiçbir zaman tam olarak anlaşılamayacak…

Mariana Çukuru

Mariana çukuru tüm okyanusların yaklaşık 10.994 metreyle en derin noktasıdır. Yani Everest Dağı’nı bu çukura koyarsanız, zirvesinden yüzeye kadar 2146 metre daha yüzmeniz gerekir. Bu yerin varlığı kendi başına bir gizem teşkil ediyor. Bugüne kadar yüksek basınçtan dolayı sadece 4 kez dibine cihazlar göndermek mümkün oldu, ancak bizden önce ulaşan bazı şeyler de vardı: Plastik poşetler. Uzmanlar bu çukurda hala keşfedilemeyen deniz canlıları olduğunu söylüyorlar.

Baltık Denizi kalıntısı

Görüntüde gördüğünüz şey, düşük çözünürlüklü bir Star Wars sahnesi değil. Fotoğraf Baltık Denizinin 300 metre altını tarayan bir sonara ait. İki bilim insanı tarafından keşfedilen garip şekil, pek çok komplo teorisini beraberinde getirdi. Uzaylılardan tutun, gizli savaş teknolojilerine kadar bütün konularda iddialar mevcut.

Sümerlerin Kökeni

M.Ö. 3000 yılında, Ortadoğu’ya yerleşmiş bir halk. Yazıyı buldular, yazılı tarihi başlattılar, ilk edebi eserleri yazdılar, ilk mitolojiyi oluşturdular, ilk okulları açtılar, ve daha bunlara benzer birçok ilke imza attılar. Öyle ki, dünya üzerinde Sümerlerle başlamayan neredeyse hiçbir olay yoktur. Ama esas ilginç olan nokta; kendilerine “Kara kafalılar” diyen, büyük ihtimalle beyaz tenli ve tıpkı Türkçe gibi Asyatik sondan eklemeli, genel bilim dünyasının “izole” dil olarak kabul ettiği ve hangi dil ailesiyle bağlantılı olduğu hakkında onlarca teori bulunan bir konuşma ve yazı dili kullanan bu halkın etnik kökeninin ne olduğunu hiç kimse bilmiyor…

Tarihi başlattılar ve ardından Samiler ve diğer Orta Doğu halklarına karışarak ortadan kayboldular…

Aynı yıl kaybolan ve asla bulunamayan 4 denizaltı

Üstelik hepsi farklı uluslara ait. ABD’nin Scorpion, Sovyetlerin K-129, Fransa’nın Minerve ve İsrail’in Dakar isimli denizaltıları, 1968 yılında ortadan kayboldular. Hatta Minerve ve Dakar, 4 gün arayla sırra kadem bastı. Minerve, yolculuğunun başlangıcından 1 saat sonra, yakın bir bölgede kaybolsa da hala bulunamadı. Bu tuhaf olayların birer tesadüften ibaret olmadığına dair efsaneler var.

Mu Kıtası

Mu kıtası, rivayetlere konu olan 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi bir uygarlıktır. İddialara göre Mu’dan ayrılanlar Atlantis gibi uygarlıkları oluşturmuşlardır. Mu kıtası, görev için Tibet’e gitmiş daha sonradan dünyayı dolaşıp kendini araştırmalara adamış İngiliz subay James Churchward’ın Tibet’te yaptığı araştırmalara dayanır. Churchward, Mu üzerine 5 adet kitap yazmıştır.

Churchward Mu uygarlığını Hindistan’da ve Tibet’te bulduğu antik çağ tabletlerinden çıkardığını ifade eder. Bu tabletlerin sırrını 12 yılda öğrendiği Naga Maya dili ile çözdüğünü ifade eder. İddiaya göre Mu kıtası Asya ve Amerika kıtaları arasındaydı ve Avustralya’dan kat be kat daha büyüktü. Çok büyük bir uygarlık olan Mu uygarlığı M.Ö 12000 yıllarında bir felaket sonucu battı. Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi Meksika’da bulunur ve duvarında Mu’nun batışıyla ilgili çok garip bir yazı bulunmaktadır.

6 Kaan yılı Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen’e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti.

Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu.” Burada Mu’nun Zak ayının 13. günü battığı belirtilir ve 13 rakamının uğursuz olması buradan gelir.

Gılgamış

Ölümsüzlüğü arayan bir adam… Sümerli yazmanların kaleme aldığı, Babillilerin devam ettirdiği, insanlığın bilinen ilk mitolojik kahramanı Gılgamış, nice tanrılara dersini vermiş, nice ejderleri ortadan kaldırmış, ölümsüzlüğü elde etmenin kıyısından dönmüştür.Sümerli ve Babilli yazmanların hikayesini anlattıkları Gılgamış Destanı, günümüzden yaklaşık 4000 sene önce tabletlere kazınmıştır. İlginç olan, Sümer Tabletleri, eski Sümer’de hükmetmiş, M.Ö. 2600 yıllarında yaşamış, Gılgamış diye gerçek bir Uruk kenti kralından da bahseder. Gılgamış ve Agga isimli tabletin başkahramanı olan kral ile Sümer kral listelerinde, 126 yıl Uruk’a hükmeden Gılgamış isimli kralın da aynı kişi olduğu düşünülmektedir.

Sümerlerin krallarını neden tanrılaştırdıkları, kral yıllıklarında neden yüzlerce hatta binlerce yıl hükmeden kral-tanrılara rastlandığı ise, eski yazıtlardaki yıl hesaplarının sonraki dönemlerden farklı yapılması ve sonradan yapılan eklemelerin etkisi teorileri bir yana, hala üstü kapalı bir sır…

Naacal Tabletleri

Nacaal, James Churchward tarafından ün kazanmış, var olduğu iddia edilen bir uygarlıktır. Nacaal’a dair hiçbir bilimsel bulgu olmasa da James Churchward’ın Batı Tibet’te bulduğu Nacaal tabletleri Atlantis ve Mu Uyarlığı esrarları adına büyük kapılar açmıştır.

Nacaal ilk defa Augustus Le Plongeon tarafından bahsedildi. Le Plongeon 1896 yılında “Queen Moo and the Egyptian Sphinx” adlı eserinde Nacaal’dan bahsetti. Le Plongeon’a göre Nacaal Maya dininin misyonerleri olan bir halktı. Orta Amerika’da eski ve güçlü bir uygarlıklardı.

James Churchward ise 1926 yılında Nacaal’dan bahsetti. Churchward’a göre Nacaal uygarlığının nüfusu 64 milyon idi ve 50 bin yıl yaşadılar. James Churchward Tibet’te bulduğunu iddia ettiği Nacaal tabletlerinde okuduklarına göre Nacaal’ın uygarlığın beşiği olduğunu iddia eder. Mu uygarlığını da bu tabletler ışığında belirtir. Churhward bu tabletlerden elde ettiği bilgiler ışığında 5 kitap yazmıştır.

Babil Kulesi’nin Sırrı

Kutsal kitaplarda, antik yazıtlarda ve efsanelerde adı geçen, eski çağların yedi harikasından biri olarak kabul gören bu kule, anlatılana göre dünyadaki o zamanlar sözü ve dili bir olan insanların tanrıya yaklaşmak için yaptıkları bir kule idi. Efsaneye göre tanrı, kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliğine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller.

Gerçekte ise, böyle bir kulenin varlığı oldukça tartışmalıdır. Bahsedilen devasa kulenin büyük bir ihtimalle, ilk örneği Babil şehrinde yapılan Etemenanki Ziggurat’ı olduğu düşünülmektedir.Akad dilinde “Tanrı Kapısı” anlamına gelen yapının, Babil kentinin kulesi olarak tarihin farklı dönemlerinde yıkıldığı ve tekrar yapıldığı söylenir. Kule o kadar büyük ve heybetlidir ki, Babil’i işgal eden Büyük İskender, Babil Kulesi’ni onarmak istemiş, 8 yıl sonra kente döndüğünde onarımın yapılmamasından dolayı mevcut harabeyi yıkıp tekrar yapmaya karar verdiğinde, 10.000 kişi iki ay boyunca sadece kulenin molozunu temizleyebilmiştir! Ancak İskender ölünce kulenin onarımı ve yeniden yapımına devam edilmemiştir. Tabii eğer bahsedilen kule, gerçekten Etemananki Ziggurat’ı ise…

Dyatlov Geçidi Vakası

Ölen Kişiler: ​

  1. Igor Alekseieviç Dyatlov, grup lideri olan Dyatlov (Doğum Tarihi: 13 Ocak 1936)
  2. Zinaida Alekseevna Koimogorova  (Doğum Tarihi: 12 Ocak 1937)
  3. Lyudmila Alexandrovna Dubinina (Doğum Tarihi: 12 Mayıs 1938)
  4. Alexander Sergeieviç Kolevatov (Doğum Tarihi: 16 Kasım 1934)
  5. Rüstem Viladimiroviç Slobodin (Doğum Tarihi: 11 Ocak 1936)
  6. Yuri Alexeieviç Krivonişenko (Doğum Tarihi: 7 Şubat 1935)
  7. Yuri Nikolaieviç Doroşenko (Doğum Tarihi: 29 Ocak 1938)
  8. Nicolai Viladimiroviç Thibeaux-Brinolles (Doğum Tarihi: 5 Temmuz 1935)
  9. Semyon Alexandroviç Zolotarev (Doğum Tarihi: (2 Şubat 1921)

Dyatlov Geçidi Vakası, Rus dağcıların Ural dağları eteklerindeki sır dolu ölümü olayıdır. 2 Şubat 1959 yılında, Rus dağcı on arkadaş, Ural dağlarının eteklerinde bulunan ve bölgenin yerli kabilesi Mansiler tarafından “Ölüm Dağı” olarak adlandırılan bölgede bir gecede sır dolu bir şekilde ölmüşlerdir. Rus dağcılardan geriye ise, soğuktan kaskatı kesilmiş bedenleri, birinin koparılmış dili ve hiçbir darp izi olmamasına rağmen kırık kaburga kemikleri ve kafatası kırılmış bir dağcı kalmıştır. Olay yerine, ekibin lideri olan Alekseievich Dyatlov’un anısına “Dyatlov Geçidi” adı verilmiştir.

Kadeş Savaşı

Eski çağlarda tarihin belki de ilk süpergüçleri Hitit Krallığı ve Mısır Krallığı’nı karşı karşıya getiren ve tarihin ilk yazılı anlaşmasının yapıldığı savaş…Tarihin belki de o güne kadar gördüğü en büyük savaş olan Kadeş Savaşı sonrasında kazanan tarafın kim olduğu halen bir sırdır ve açıkça belli değildir, zira Mısırlılar kendilerinin kazandığını, Hititler de kendilerinin kazandığını iddia etmişlerdir. Ancak günümüze kadar gelen Kadeş Antlaşması’na göre iki taraf da birbirlerinin gücünü kabul etmiş ve dostça yaşamaya karar vermişlerdir.

Yıllar önce bir Mısırlı prensesle evlenmeye giden Hitit Prensi Zannanza’nın Mısır topraklarında öldürülmesi, iki devlet arasındaki esas anlaşmazlık sebebi olarak izah edilse de, Mısırlılar ve Hititleri bu kadar büyük bir savaşı ve aynı derecede büyük kayıpları göze almaya iten, sonrasında da bir şey olmamışçasına aniden iki halk arasında dostluk ve barış ilan etmelerine giden gerçek sebepler nelerdi? Daha büyük kayıpları göze alamamak mı, Ortadoğu’da yükselen Asur tehdidine karşı müttefik olmak mı, yoksa başka bir şey mi? Hala tartışılmakta…

Mısır Piramitleri

Mısır Piramitleri, genellikle Firavunların mezarları olarak inşa ettirilmiş yapılardır.  Bilinen en eski piramit 3. Hanedan döneminde inşa ettirilmiş ve mimar Imhotep tarafından tasarlanmış olan Basamaklı Piramittir. Piramitler zamanında çalıştırılan işçiler, mimarlar ve bu sırrı bilen her kim varsa öldürülmüşlerdir. Bu gizemli yapılardan Keops Piramiti dünyanın 7 harikasından birisidir.

Mısır’da 100 den fazla piramit vardır. İşte bunlardan bazıları;

  • Gize Piramitleri
  • Keops Piramidi (145,75 metre, M.Ö. 2550)
  • Mikerinos Piramidi(66,5 metre)
  • Kefren Piramidi (143,56 metre)
  • Sfenks Piramidi
  • Sakkara Piramidi (63,17 metre M.Ö. 2650)
  • Maldum Snefru Piramidi (93,26 metre MÖ. 2000)
  • Dahahur Piramidi (104,85 metre M.Ö. 2600)
  • Dahahur Snefru Piramiti (103,95 metre M.Ö. 2600)
  • Kefren Piramidi (143,56 metre M.Ö. 2520)
  • Sakkara Pepi II Piramidi (52,555 metre M.Ö. 2250)

Mısır piramitlerinin özellikleri;

  • Piramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir. Bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır.
  • Piramitlerin yapımında kullanılan bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.
  • Piramit, kimin adına yapıldıysa, o kişinin öldükten sonra mumyalanarak piramit içerisindeki mezarının bulunduğu odasına, yılda sadece 2 kez, doğduğu ve tahta çıktığı günlerde güneş girmektedir.
  • Piramitler incelenirken ilk kez keşfedilen mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
  • Nedeni günümüzde hala çözülememiş bir olay ise piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazların çalışmamasıdır.
  • En ilginç yönlerinden birisi ise kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit’in içine bekletirseniz, suyu arıtılmış olarak geri alırsınız
  • Piramit’in içerisine konulan süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
  • Bitkiler Piramit’in içerisinde normalinden daha hızlı sürede büyürler.
  • Piramit’in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir hale gelmektedir.
  • Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.
  • Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit’in içinde daha çabuk iyileşme sürecine girerler.
  • Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde ulunan labirentte kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini gören hiç olmamıştır.
  • Büyük Piramitin tabanının yüzeyi,anıtın yarısının iki katına bölündüğünde pi=3,14 sayısı elde edilir.
  • Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüz ölçümü, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.
  • Büyük Piramit, dünyanın kara kitlesinin merkezinde yer almaktadır.
  • Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.
  • Piramit aynı zamanda dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu göstermektedirler. Piramiti çeviren taş levhaların uzunluğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir. Bu gölgelerin taş levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanılabiliyordu.
  • Büyük Piramit’le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık, Kuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir.
  • Piramitin yüksekliğiyle, çevresi arasındaki oran,bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir. Dört kenarlar “dünyanin en büyük ve çarpıcı üçgenleridir” ünvanına sahiptir.
  • Gize’den geçen boylam, dünyanın denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya bölmektedir. Bu boylam ayrıca, kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup, bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturmaktadır.
  • Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu, çevresi ekvatorun uzunluğunu temsil eder.
  • Gize piramitleri tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilmektedir. Bunlar; Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleridir ve isimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır.
  • Kefren Piramidi Gize piramitleri dünyanın en büyük piramitlerdir.
  • Bunlarla birlikte ve Mısır’da yüzlerce irili ufaklı piramit bulunmaktadır. Gize piramitlerini diğerlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamış olmasıdır.
  • Keops’un oğlu Kefren için yapılmış piramit 136 metre yüksekliğe sahiptir.
  • Kefren piramidinin dış yüzeyinde yer alan kaplamalar bugün sadece tepesinde görülebilmektedir.
  • Gize piramitlerinden içi ziyaret edilebilen tek piramit olan Kefren piramidinin mezar odasıdır.
  • Piramitler ile ilgili çeşitli matematiksel bulgular arasında ilginç olanları şunlar: Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklaşık olarak güneşle dünya arasındaki mesafeyi vermektedir. (149.504.000km)
  • Piramitlerin üzerinden geçen meridyen karaları ve denizleri tam iki eşit parçaya bölmektedir. Keops Piramidinin taban çevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını vermektedir.
  • 62 metre yüksekliği ile Gize Piramitleri içerisinde en küçüğü olan Mikerinos Piramidi Kefrenin oğlu için yaptırılmış.
  • Piramitler hala yapımları esnasında ki gizi korumaktadırlar. İşçilerin olağanüstü bir çabayla günde 10 metreküp taşı üst üste koyduklarını kabul edersek keops piramidinde yer alan yaklaşık 2.5 milyon metreküp taş, 250.000 gün, yani yaklaşık 664 yılda yerleştirilebiliyor. –
  • Oysa piramitler 20 ila 30 yıl arasında bir sürede tamamlanmıştır.
  • Piramitlerin içerisi yazın soğukken, kışın ise sıcaktır.
  • Büyük Piramitin açıları, Nil nehrinin delta yöresini iki eşit parçaya bölerler.
  • Gize’deki üç piramit aralarında bir Pisagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5’dir.

Anadolu’nun Karanlık Çağı

Kadeş Savaşı’nın üzerinden henüz bir yüzyıl dahi geçmeden, M.Ö 1200 yılından hemen sonra Büyük Hitit Krallığı birkaç yıl içerisinde çöker, halkın büyük kısmı atalarının toprakları Orta Anadolu’dan göç ederler. Saraylarda, kentlerde yaşayan halk; artık küçük topluluklar halinde yaşamaya başlar. Karanlık Çağ sadece Anadolu’da değil, Yunanistan’da, Ege adalarında, Suriye-Filistin’de ve Yakındoğu’da da yüzyıllarca etkili olacaktır.Bu dönemlerde batıdan gelen ve Mısır’a kadar ilerledikleri bilinen “Deniz Kavimleri” göçlerinin ve yağmalarının etkin olduğu düşünülmektedir.

Hatta; Homeros’un İlyada destanındaki Troya savunmasının bu yağmacılara karşı verilen mücadeleden etkilenildiği iddia edilmiştir. Başka bir teze göre ise, bu göçlerle birlikte ciddi iklim değişikliklerinden etkilenen çevresel şartların, Anadolu’da oldukça hassas dengelerde olan tarım ekonomisini yok ettiği, kuraklık-kıtlık olduğu, bölgedeki siyasal güçlerin böylece eriyip gittiği ve bu sebeplerle yağmacılara karşı koyamadığı düşünülmektedir. Ayrıca bölgenin başına gelen felaketler bunlarla da sınırlı değildir, volkanik hareketler, depremler gibi doğal afetlerin de Karanlık Çağı tetiklediği iddia edilmektedir.Bu döneme ait gerçek olan tek şey, bilinen tüm kentlerde kronolojik olarak birbirine yakın yıllarda büyük bir yıkım ve felaketin yaşandığıdır. Yıkımın sonrasında ise Karanlık Çağ’ın belki de en yoğun hissedildiği Anadolu’da bölge halklarının kendilerini neden yüzyıllarca toparlayamadığı, nerelerde ve nasıl yaşadıkları halen gizemini korumaktadır.

Terra-Cotta (Toprak Askerler)

Terra-Cotta Ordusu, 1974 yılında bir çiftçi tarafından bulunmuştur. Atları, at arabaları, okları ve bronz kılıçlarıyla 2 bin yıldır yerin altında kalan bu “ordu” arkeoloji dünyasında büyük heyecan yaratmıştır. Ancak heykellerin birbirine çok yakın olması, kırılgan ve kilden yapılmaları nedeniyle arkeologlar inceleme yapmakta zorlanmışlardır. Toprak Askerler aslında daha önce 1920 yılında bulunmuştu; fakat askerleri gören köylü korkarak askerleri tekrar gömmüştü.

Eğer bu köylü korkup askerleri tekrar gömmeseydi belki de dünya bu cansız askerlerden daha önce de haberdar olabilirdi. Terra-cotta diğer bir ismiyle “Taş Askerler” 1974 yılında yine bölge halkından birileri kuyu kazarken tesadüfen fark edilmiştir. Çiftçiler kazdıkça fark etmişlerdir ki yerin altında sadece askerler değil, askerlerle birlikte gerçeğine uygun boyutta yapılmış atlar, at arabaları, diğer savaş arabaları, silahlar ve hizmetkarlar da vardı.

Toprak Askerlerin inşası eski Çin Hükümdarı Qin Şhi Huang’ın ölümüyle ilişkilendirilmiştir. Çünkü Çin’de Qin Hanedanlığı döneminden önce eski bir geleneğe göre hükümdar öldüğünde hizmetkarları, savaş malzemeleri, askerleri, özel eşyaları ve hatta eşleri ile birlikte gömülürmüş. Ancak Çin hükümdarı Qin Şhi Huang öldüğünde kendisi için askerlerinin ve hizmetkarlarının öldürülmesini istememiş ve kendisine diğer dünyada eşlik etmek üzere pişmiş toprak ve bronzdan askerler, savaş arabaları, hizmetkarlar ve diğer ihtiyaçlarının hazırlanmasını emretmiştir. Bu ordunun Çin’de ilklerin hükümdarı olarak bilinen Qin Şhi Huang’ın mezarını koruduğuna inanılır.

Khorsabad (Dur-Sharrukin)

Kudretli Asur kralı II. Sargon, hükmünün 5. yılı olan M.Ö 717 yılında kendi adını taşıyan yeni bir başkent ve saray yaptırmaya karar verir, 24 metre kalınlığındaki bir koruma duvarıyla çevrilmiş, 30 tonluk heykellerin koruduğu 7 devasa kapısıyla 1.6 km2’lik kare bir alana inşa edilmiş 1000’e yakın odalı anıtsal bir saray, bu yeni başkentin merkezini oluşturacaktır. II. Sargon, ihtişamını göstermek için hiçbir masraftan kaçınmamış, dönemin en iyi zanaatkarlarını, ustalarını ve sanatçılarını burada görevlendirmiştir.

Başkent M.Ö. 706 yılında buraya taşındığında inşaat henüz tamamlanmamıştır.II. Sargon’un stratejik olarak neden Khorsabad’ı seçtiği bilinmemektedir, zira Asur Krallığı’nın önceki ve sonraki başkentlerinin devletin temel politikası olan yayılmacılık açısından stratejik önemleri, Khorsabad’da bulunmamaktadır, çevresel olarak kendine tümüyle yetebilen bir coğrafyaya da sahip değildir, bölgedeki iki büyük su kaynağı olan Dicle ve Zab nehirlerine uzak kalan, nispeten kurak bir alandadır.

II. Sargon’un ne sebeple buraya bir saray yaptırdığını kendi oğlu ve veliahtı Sanherib bile anlayamamış olacak ki, M.Ö. 705 yılında kralın ani ölümünden sonra tahta geçer geçmez başkenti su kaynaklarına daha yakın ve stratejik olarak daha güçlü Nineve’ye taşımıştır. Khorsabad ise büyük masraflarla, yıllar boyu süren büyük bir emekle yapılmış olmasına rağmen sadece 1 yıl aktif kullanımdan sonra aniden terk edilmiştir! Kudretli kral II. Sargon’un aklındaki sebepler neydi? Bununla ilgili sayısız teori, bilinmezliğin duvarlarında yankılanarak yitip gittiler…

İskenderiye Kütüphanesi

Büyük İskender’in yaptırdığı İskenderiye kenti, onun ölümünden sonra yakın arkadaşı ve generallerinden birisi olan I. Ptolemaios Soter’in eline geçer. Büyük İskender’in aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan ve beraber Aristo’dan ders aldıkları söylenen kral, Mısır geleneklerine göre yaşamayı tercih etmiş ve firavun ünvanı alarak Mısır’da yeni bir hanedan başlatmıştır. Bu yeni devletin merkezini de İskenderiye kenti yaparak devrin en önemli başkentlerinden birisi haline getirmiştir.

Bilim ve sanata olan ilgisi sayesinde. Ptolemaios Soter, kurduğu efsanevi İskenderiye Kütüphanesi’nde bilinen dünyada yazılmış tüm eserleri toplamış, papirüslere yazdırarak rulo halinde saklatmıştır. Bazı kaynaklara göre yüzyıllar içinde kütüphanedeki yazma sayısı yarım milyona kadar ulaşmıştır.Matematik, fizik, tıp, astronomi, felsefe, kimya, fizyoloji, tarih gibi akla gelebilecek her konuda eserlerin bulunduğu kütüphanenin ciddi bir bölümünün, sonraki yıllarda Roma iç savaşı esnasında Sezar’ın kendi gemilerini ateşe vermesiyle sıçrayan ateş sebebiyle yandığı söylenmektedir! M.S. 4 yüzyıla kadar varlığını bir şekilde koruyan kütüphanenin paganizmin yasaklanması gerekçesiyle Roma İmparatorluğu tarafından kapatıldığı, yazmaların ise kentteki hamamlara dağıtılarak yakıldığı bilinir.

Belki de tek bir parşömeni dahi bilinmeyen tarihi aydınlatabilecek bu dev kütüphanedeki yazmaların içerikleri ve hangi sırları anlattıkları ise artık asla öğrenilemeyecektir.

Dan Cooper

Tarihin en ünlü uçak korsanlarından biridir. 24 kasım 1971 ‘de Portland- Seattle seferini yapan Pacific Northwest havayolları uçağına binen Cooper, uçuş görevlisine üzerinde bomba olduğunu, 200.000 $ nakit ve 4 paraşüt istediğini belirten bir not verir. Uçak Seattle’a indiğinde Cooper’ın tüm istekleri karşılanır ve yolcular indirilir. Meksikaya gitmek için tekrar havalanan uçaktan Columbia gölü civarında nakit paralar ve paraşüt ile atlayan Cooper’ın izine bir daha rastlanmaz. Dava dosyası kapatılmıştır ve muhtemelen Cooper’ın kim olduğu hiçbir zaman bilinemeyecek.

Antikythera Mekanizması

20. yüzyılın başında Yunanistan yakınlarında bulunmuş bir batıktan çıkan Antikythera mekanizması, yüzyıllar boyu deniz suyunun içinde kalması sebebiyle bozulmuş ve oldukça aşınmış küçük çarklardan oluşan, benzersiz bir düzenektir. Batık, M.Ö. 87 yılına tarihlenmektedir ve içindeki amforalara, mobilyalara, çömleklere ve diğer eşyalara bakılırsa sıradan bir ticaret gemisidir.Mekanizma küçük bir ahşap kutunun içerisinde bulunmuş, aygıtın ne işe yaradığı hala tam olarak anlaşılamamıştır.

Bilinen en eski çarklı düzenektir ve genel görüş cihazın astronomi amaçlı kullanıldığı, belli gök cisimlerinin yerlerini hesaplamaya yarayan bir mekanizma olduğu, hatta bu hesaplara dayanarak takvim olarak da kullanılabildiği şeklindedir. Günümüzde dünyanın en eski bilgisayarı olarak da kabul görmektedir!Her ne kadar birkaç Antik Yunan yazmasında buna benzer aygıtlardan söz edilmişse de, başka görüşlere göre o dönemde böyle bir cihazı tasarlayacak ve çarkları yapacak teknoloji bulunmuyordu. Antikythera Mekanizmasını kimin yaptığı, gerçek işlevinin ne olduğu, sıradan bir ticaret gemisinde ne aradığı ve ne amaçla kullanıldığı konuları halen sırlarını korumaktadır!

Hiung-nu

Çin kaynaklarından bilinen ve M.Ö. 3. yüzyılda tarih sahnesine çıkarak M.S. 2. yüzyıla kadar Asya steplerinde hüküm sürmüş, Hiung-nu Devleti kimdi? Tarih kitaplarımızda Büyük Hun Devleti olarak isimlendirilmiş bu devletin aslen kim olduğu net olarak bilinmemektedir. Çin kaynaklarına göre M.Ö. 200 yılının kışında Çin imparatorunu 300.000 süvariyle pusuya düşürebilecek kadar büyük bir güce sahip, birden fazla Asya halkının oluşturduğu bir konfederasyon sistemi ve hiyerarşisine sahip bu imparatorluğun kurucusu da Mete olarak bildiğimiz, Çin kaynaklarında Modu Şanyu olarak geçen kraldır.

Modu Şanyu, Uygur’lar tarafından yıllar sonra destansı karakter Oğuz Han ile özleşleştirilmiştir. Çin kaynaklarındaki sözcüklere göre konuşulan dillerin Türk, Moğol, Yenisey, Tunguz, İran ve Ural olduğu düşünülmektedir. Yani karışık bir etnik kimliğe sahiplerdir, güçleri de beraber hareket edebilmelerinden ve gerektiğinde yüz binlerle sayılan ordularla çatışmaya girebilmelerinden gelmektedir.

Mezarlarındaki İran, Çin ve hatta Yunan menşeili dokumalardan, uzak ülkeler ile ticaret yaptıkları, ayrıca ciddi bir süre İpek Yolu’nu kontrol ettikleri de anlaşılmaktadır.

Asya’nın çorak steplerinde, yerleşik hayata geçmeden, göçebe şekilde bu kadar çok insanın hangi sebeple ve nasıl bu kadar iyi örgütlenebildiği, step halklarının genel karakterlerine göre kıyaslandığında nasıl bu kadar uzun süre birliklerini koruyabildikleri, hatta bazıları arasında “kan davası” olan kabilelerin nasıl tek bir çatı altında toplanabildiği, 18 milyon km2’lik bir alanı nasıl ele geçirdikleri, bu halkın en ihtişamlı günlerinden sonra neden bir iç savaşa girerek kendilerini zayıflattığı ve zaman içinde yok olup gittikleri halen bilinmemektedir.

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ajax-loader