Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

Etiket: dna

İnsanlar ve Muzların DNA’sı Yüzde 41 Oranında Birbirine Benziyor

Yapılan bir çalışma insan ve muz DNA’sının yüzde 41 oranında birbirine benzediğini ortaya çıkardı. 2013 yılında gerçekleştirilen çalışma, Ulusal İnsan Genomu Enstitüsü’nde yapıldı.

Smithsonian Doğa Tarihi Müzesi’nde gösterilmeye devam eden “Animasyonlu Genom” isimli bir video, insan ve muz DNA’larının yüzde 41 oranında benzediğini gösteriyor. Müzede gösterilen bu video, 2013 yılında Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmanın ürünü. Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü’nden bilim insanları, 2013’te yaptıklarını çalışmanın sonuçlarını bilinen yöntemlerle açıklamak yerine bu şekilde açıklamayı tercih ettiler.

İnsan ve muz DNA’larını karşılaştıran araştırmanın katılımcılarından olan Dr.Lawrence Brody, çalışma hakkında yıllar sonra açıklamalarda bulundu. Muz ve insan DNA’sı arasındaki benzerliği anlamak için ilk önce DNA ve protein arasındaki farkı anlamak önemlidir.

Dr. Lawrence Brody, bunu yapmanın kolay yolunun DNA’yı bir evin planına, proteini ise bir ev gibi düşünmek gerektiğini söyledi. Bu benzetmeden yola çıkarak insan DNA’sını bir çiftlik evinin planı olarak düşünürsek, muz DNA’sını barakaya benzetmek gerekir. Evet, her evde birbirine benzer şeyler vardır. Ama sonuçta ortada olan ürün birbirinden oldukça farklıdır.

muz insan dna benzerlik

Dr. Lawrence Blody ve ekibinin gerçekleştirdiği özel deneyde, bilim insanları ilk önce tipik bir muz genomundaki gen dizilerine baktılar. Brody, “Daha sonra bu DNA dizilerini, bu genlerden yapılacak tüm proteinlerin amino asit dizisini tahmin etmek için kullandık. Daha sonra tüm insan genleri için aynı işlemi yaptık” dedi.

Daha sonra, bilim insanları her muz genindeki protein dizisini insan geniyle karşılaştırdılar. Benzerlik derecesinin 0 ile 100 arasında derecelendirildiğini söyleyen Brody, program sırasında insan ve muz genleri arasında beklediklerinden daha fazla benzerlik yakaladıklarını söyledi.

Deneyler sırasında 4 milyondan fazla karşılaştırma yapıldı. Bu 4 milyon karşılaştırma sırasında insan ve muz DNA’ları arasından 7.000 eşleşme sağlandı. Daha sonra bu eşleşmelerin her biri için yüzde ile benzerlik puanları verildi. Daha sonra puanların ortalaması alındı. Dr.Lawrence Brody, “Ortalama puanlar bize yüzde 40’lık bir sonuç verdi. Bu, proteinler arasındaki ortalama benzerliktir” dedi.

muz insan dna benzerlik

Bu kadar fazla genin insan ve muz gibi iki farklı şey arasında birbirine benzemesi şok edici görünebilir. Ama şok edici olmaması gerekir. Brody, “Yaşamak için ne yaptığımızı ve muzun da ne yaptığını düşünürseniz, oksijen tüketmek gibi birçok ortak olarak şey olduğunu görürsünüz. Bu genlerin çoğu yaşam için temel olan genlerdir” açıklamasını yaptı.

Daha önce de söylendiği gibi genler, DNA’nın sadece yüzde 2’sini oluşturur. DNA’nın geri kalan yüzde 8’i ise genlerin düzenlenmesi işini yapar. Geri kalan yüzde 90’ı ise evrim boyunca kaybedilen bilinmeyen işlevlere sahip görünüyor.

muz insan dna benzerlik

Yüksek oranda DNA benzeşmesi yalnızca muzlarla insanlar arasında saptanmıyor. Aynı zamanda insan ile bir farenin DNA’sı ile yüzde 85, meyve sineğinin DNA’sı ile yüzde 61 benzerlik gösteriyor. Lawrence Brody, “Dikkat çekici olan şey, evrimsel zaman içinde birbirinden çok uzak olmasına rağmen, ortak bir ata genomunda bir imza bulabileceğimizdir. Bunlar korunur çünkü milyarlarca yıl önce yaşayan bir organizmanın genomu hücrelerin yaşamalarına ve üremelerine yardımcı olan genleri içerir. Aynı genler hem bizde hem de bitkilerde korunur” dedi.

İnsan Boyunda Kalamar Yumurtası Kesesi Görüntülendi

Norveç’in batı kıyısında dalgıçlar yetişkin bir insan boyunda bir kalamar yumurtası kesesini videoya aldılar. Devasa yumurta kesesinde yüz binlerce kalamar yumurtası bulunuyor.

Norveç’te bir araştırma okulu olan REV Ocean’da dalgıç olan Ronald Raasch, 6 Ekim’de, etrafı şeffaf bir zarla çevrili, küre şeklinde bir kütlenin etrafında gezinerek videosunu çekti. Dalgıç, etrafında sürüklenen devasa kesenin içini el feneri ile aydınlattı. Raasch’ın içini aydınlattığı kesede, yüz binlerce kalamar yumurtası görülüyor.

REV Ocean’dan dalgıçlar, Norveç’in Ørstafjorden şehrindeki 2. Dünya Savaşı batığını ziyaret etmek  için kıyıdan 200 metre açıkta bir dalış gerçekleştirdiler. Dalgıçlar, dalış sırasında devasa yumurta kütlesini tespit ettiler. YouTube’da yayınlanan videoda yapılan açıklamaya göre dalgıçlar, kalamar yumurtası kütlesine 17 metre derinlikte tespit ettiler.

Ronald Raasch, devasa kalamar yumurtası kesesini “kalamar jeli topu” olarak isimlendirdi. Sea Snack Norway’den araştırmacı Halldis Ringvold, bu şekilde devasa kalamar keselerinin Norveç, İspanya, Fransa ve İtalya denizlerinde görüldüğünü belirtti.

devasa kalamar yumurta kesesi

Live Science’ın aktarımına göre 2017 yılında dalgıçlar, Akdeniz ve Norveç kıyılarında benzer keseler gözlediklerini rapor ettiler. Son dönemde 4 keseden alınan DNA örneğinin analiz edilmesiyle, yumurta keselerinin 10 kollu sefalopa(Illex coindetii) ait olduğu belirlendi.

Halldis Ringvold, yeni keşfedilen devasa yumurta kesesinin boyutunun ve konumunun daha önce belgelenen yumurta keselerine benzediğini kabul etti. Ringvold, “Bunun da Illex coindetii tarafından bırakılmış olduğunu kabul ediyorum” dedi. Araştırmacı, videoda dalgıç ile aynı boyutta görünmesine rağmen, yumurta kesesinin ortalama olarak yaklaşık 1 metre çapında olduğunu açıkladı.

Uluslararası düzeyde yönetilen deniz yaşamı veri tabanı SeaLifeBase’e göre, bir kalamar yumurtasının boyu 0.2 santimetre büyüklüğünde oluyor ve  dişiler 50.000 ile 200.000 yumurta üretiyor. SeaLifeBase, kalamarların embriyonik gelişiminin, 15 derece sıcaklıkta 10 ile 14 günde gerçekleştiğini belirtiyor.

Bir Zamanlar Mars’ın Yüzeyi Tıpkı Dünya’daki Gibi Okyanuslarla Kaplıymış

Bilim insanları Mars’ın milyarca yıl önce suyu ve hayatı koruyacak bir atmosfere sahip olabileceği konusunu aydınlatmak için çalışmalar yapıyor. Oksijenin izotopları üzerinde yapılan çalışmalar, Mars’ın daha önce gezegendeki suyu ve hayatı koruyacak bir atmosfere sahip olabileceğini düşündürüyor.

Mars’ın antik atmosferinin bir Güneş fırtınası ile yok olmuş olabileceği, daha önce bilim insanları tarafından açıklanmıştı. Mars üzerinde devam eden çalışmalar, Mars’ın antik atmosferinin, suyun ve hayatı destekleyebileceği üzerine yeni kanıtları önümüze seriyor.

İzotoplar, aynı elementlerin farklı versiyonlarıdır. Nötron sayısı farklı olan bu farklı versiyonların kütleleri de birbirinden farklı olur. Oksijen elementinin farklı izotopları ise atmosferin varlığını ve ne şekilde var olduğunu gösteriyor. Oksijenin daha ağır izotoplarının, hafif izotoplara göre atmosferde kalma olasılığı daha yüksektir. Oksijen izotopları üzerinde devam eden çalışma Mars’ın atmosferi hakkında daha fazla bilgi verecek.

mars

Dünya’yla karşılaştırdığımız Mars’ta, oksijenin ağır izotoplarının oranı hafif izotoplara göre daha fazla. Ancak Mars’ta gün içinde bu oran Dünya’ya göre daha fazla değişiyor. Yapılan ölçümlerde, Mars’ta öğlen saatlerinde oksijenin ağır izotoplarının, hafif izotoplarına oranının yüzde 9 değiştiğini gösteriyor. Dünya’da ise bu değişim yüzde 8 civarında oluyor.

Yapılan bu ölçümler Mars’ın antik atmosferi üzerinde ortaya atılan tezlerin doğruluğunu işaret ediyor. Ancak çalışmayı yapan bilim insanları, kritik detayların henüz çözülemediğini söylüyor. Ancak oksijen izotoplarının karşılıklı oran değişiminin su ve yaşamı gösterecek bir atmosferin varlığını kanıtladığını söyleyebiliriz.

Dinozorların Bir Göktaşı Yüzünden Yok Olduğunu Gösteren Yeni Kanıtlar Bulundu

Araştırmacılar, şimdiye kadar Meksika Körfezi’ne düştüğü “varsayılan” devasa göktaşının varlığını doğrulayan yeni bilgilere ulaştı. Bu bilgilerle birlikte göktaşının etkisinin ne kadar yıkıcı olduğu da ortaya çıktı.

Dinozorların sonu söz konusu olduğu zaman hepimize aynı şey öğretilmiştir. Bu dev canlıların yaşamı, gezegene çarpan dev bir göktaşı sonrasında sona ermişti. Göktaşı çarptıktan sonra gezegenin kabuğu deforme olmuş, dev lav kütleleri açığa çıkmış, atmosfer dumanla kaplanmış, uzun yıllar sürecek bir buzul çağı başlamıştı. Bu hikayedeki göktaşının düştüğü yer konusunda her zaman Meksika Körfezi adres gösterilse de bu iddiayı doğrulayacak yeterince araştırma yapılmamıştı.

ABD’nin Texas Üniversitesi’nden araştırmacılar, dinozorları öldüren göktaşı için “sağlam kanıtlar” bulduklarını açıkladı. Pazar günü açıklanan araştırmaya göre asteroid, Dünya’ya 10 milyar atom bombası gücüyle çarptı.

asteroid dünya

Meksika Körfezi’ndeki çarpışma bölgesinde yapılan incelemelerde toprak ve mangal kömürü olarak adlandırılan kömür çeşidi bulundu. Genelde yanmış odunlardan oluşan bu yapının, suyun altında ortaya çıkması pek de olası değil (Sünger Bob dünyasında belki). Çarpışma sonrası ortaya çıkan tsunami, Güney ve Kuzey Amerika’nın iç bölgelerine kara ilerledi ve sular, geri çekilirken buldukları her şeyi okyanusa sürükledi. Araştırmacılar da bu durumu kanıtlar arasına ekledi.

Bölgede yapılan incelemelerde hiç sülfür bulunamadı. Bu da orada olması gereken 325 milyar ton sülfürün atmosfere yayıldığını gösteriyor. Atmosfere karışan bu denli fazla sülfür, iklimin değişmesine, Dünya’nın buzul çağa girmesine ve dinozorların soyunun tükenmesine neden oldu.

Araştırmacılardan Sean Gulick, yaptığı açıklamada dinozorların “önce yanıp sonra donduğunu” söyledi. Jeoloji profesörü olan Gulick, bu boyutta bir tükenme olayının yaşanması için gerçek katilin atmosferik olaylar olması gerektiğini söyledi.

Sibirya’da 2 Bin 137 Yıllık ‘Akıllı Telefon Benzeri’ Bir Cisim Bulundu

Arkeolojik kazıların devam ettiği Rusya Federasyonu’na bağlı olan Sibirya’yanın güneyindeki Tuva Cumhuriyeti’nde tuhaf bir cisim kayıtlara geçti. Bilim insanları, 2 bin 137 yaşında olduğu tespit edilen, ölçüleri akıllı telefona benzeyen tuhaf bir cisim kalıntısına rastladılar.

İnsanlık tarihinin en büyük gizemlerini barındıran Sibirya’da arkeolojik kazılar devam ediyor. En son geçtiğimiz yıl bölgede bir Denisova ve Neandarthal’in çocuğu olduğu belirlenen insan kalıntılarına rastlanmıştı. Bu bulguyla modern insan türü Homo sapiens dışında, nesli tükenmiş olan Denisovalıların ve Neandarthallerin bir araya gelebildikleri sonucuna ulaşılmıştı.

Arkeolojik kazılarda bu kez o kadar geçmişe ait değil, nispeten çok daha yakın tarihten tuhaf bir bulguya rastlanıldı. Bilim insanları, Rus Atlantisi olarak adlandırılan bir mezarlıkta yapılan kazılar sırasında, fiziksel olarak akıllı telefona benzeyen bir cisim buldular. Cismin üzerinde farklı türdeki taşlar için açılmış oyuklar bulunuyordu.

Akıllı telefona benzeyen cisim, Bronz Çağı’ndan Cengiz Han dönemine kadar kullanılan bir mezarlık bölgesinde keşfedildi:

Bilim insanları, taşın ölçülerinin 18’e 9 santimetre olduğunu belirttiler. Cismin bulunduğu mezar ise Nataşa takma adına sahip olduğu tespit edilen bir kadının mezarıydı. Bu bulguyla beraber Nataşa’nın mezarı, kazı alanındaki en ilgi çekici bölgelerden birisi haline geldi.

Cismin üzerindeki taşların ise aslında Çin paraları olduğu tespit edildi, cismin yaşı bu paralar incelenerek tespit edilebildi. Ayrıca söz konusu keşfin 2016’daki kazılarda yapıldığı, ancak dünya kamuoyuna araştırmalar tamamlanınca bilgi verildiği belirtiliyor.

akıllı telefon

Araştırmaları yürüten EurAsia Keşif Derneği yetkilisi Pave Leus, cismin muhtemelen şık bir bel kemerinin parçası olabileceğini, Nataşa’nın da bu kemer ile birlikte gömüldüğünü belirtti. Akıllı telefon benzerliği ise tamamen tesadüf. Ancak bilim insanlarının bulguları 3 yıl sonra duyurması, söz konusu cismi ne kadar ciddiye aldıklarını da gösteriyor.

Bölgedeki kalıntılar, Tunç Çağı’ndan kalma ve Cengiz Han dönemine ait olarak kayıtlara geçti. Sibirya’daki arkeolojik kazılar, insanlık tarihinin farklı dönemlerine ışık tutmak için devam ediyor.

Kazıya dair diğer görüntüler şu şekilde:

arkeoloji

akıllı telefon

sibirya

arkeolojik kazı

mezarlık

tunç çağı

ala tei

Dünya üzerinde terk edilmiş 30 muhteşem yer

Dünyanın en dayanıklı heykel, bina ve tapınaklarına bir tur yapmaya hazır mısınız? Harabelerin ilginç ihtişamına da tanıklık edeceksiniz.

1. Bulgaristan Komünist Partisi Sarayı

Bulgaristan Komünist Partisi Sarayı, başka bir çağda inşa edilmişti, ancak sonraları harabe haline geldi.

2. Namib Çölü’ndeki Kolmanskop kasabası

Kolmanskop, liman şehri Lüderitz’ten birkaç km içeride, güney Namibya’daki Namib Çölü’nde yer alan ölü bir kasabadır. Bir zamanlar küçük fakat çokça madenlere sahip bir köy olan Kolmanskop, şu anda NamDeb firması tarafından işletilen popüler bir turistik bölgedir.

3. Güneybatı Florida’daki kubbe evler

Fotoğrafta gördüğünüz 1981’de Napoli’de inşa edilmiş Eskimo evlerinin ömrü pek uzun olmayabilir.

4. Avustralya Homebush Körfezi’ndeki SS Ayrfield gemisi

SS Ayrfield, çelik ile kaplı 1140 ton ve 79.1 uzunluğunda kömür gemisidir. 1911 yılında İngiltere’de inşa edildi ve1912’de Sidney’de kayıda geçirildi. Commonwealth hükümeti tarafından satın alınıp 2.Dünya Savaşı süresince Pasifik Bölgesindeki Amerikan donanmalarına malzeme tedarik etmek için kullanıldı.

5. Çin’deli Wonderland Eğlence Parkı

Wonderland, Çin’in Nankou Kasabası, Chenzhuang Köyü’nde yapılması planlanan ancak sonra iptal edilen eğlence parkı yapım projesidir. İlk olarak Taylandlı Reignwood Grup tarafından önerilen ve Asya’daki en büyük eğlence parkı (120 akre alan kaplayarak) olarak tasarlanan plan, mali problemlerden dolayı durduruldu; 2008’deki bir başka başlama girişimi de yine başarısızlık ile sonuçlandı. Kale benzeri ve orta çağı andıran yapıları gibi birçok terk edilmiş binaları da içinde barındıran alan, yerel çiftçiler tarafından yeniden kullanılması talep ediliyor.


6. Almanya’daki balık tutma kulübesi

Berchtesgaden Ulusal Parkı Gölü’ndeki balık tutma kulübesi

7. Chesapeake Körfezi’ndeki Hollanda Adası

Hollanda Adası, Chesapeake Körfezi’ndeki bataklık halinde ve sürekli aşınmakta olan bir adadır. Adada ilk olarak kayıkçı ve çiftçiler ikamet etti, ancak o zamandan sonra adaya kimse uğramadı.

8. İrlanda’daki Sneem ve Kenmare arasındaki Kerryway yürüyüş yolu

Kerry Yolu, İrlanda’nın Kerry bölgesindeki uzun mesafeli yoldur. 214 km uzunluğunda ve daire şeklindedir; Killarney’de başlayıp sona eriyor.

9. Ukrayna’daki Pripyat kasabası

Pripyat, Çernobil Nükleer Santralinin yakınındaki ölü kasabadır.

10. Almanya’daki 15.yüzyıl manastırı

11. Hindistan’daki Kalavantin Durg

Muson zamanlarında gezi yapılması ve görülesi muhteşem bir yer.

12. Antartika McMurdo’daki Pegasus Kalıntıları

Pegasus, Antartika’daki bir uçak pistidir.

13. Angkor Wat, Kambodya

Angkor Wat, dünyadaki en büyük Hindu tapınağı ve dini anıtıdır. Tapınak, daha sonra Kambodya’nın simgesi haline geldi ve milli bayrağında yer almıştır.

14. Maunsell Deniz Hisarları, İngiltere

Maunsell Hisarları, Birleşik Krallık’ı korumaya yardım etmek amacıyla İkinci Dünya Savaşı süresince Thames ve Mersey haliç kenarlarına inşa edilmiş küçük kulelerdir. Hisarlara, tasarımcıları olan Guy Maunsell’in adı verilmiştir. Hisarlar 1950’li yılların sonuna doğru kapatıldı, daha sonra diğer faaliyetler için kullanıldı.

15. İngiltere, Doğu Sussex’teki Bodiam Kalesi

Bodiam Kalesi, İngiltere Doğu Sussex’teki Roberts köprüsünün yanındaki 14.yüzyıla ait hendekli bir kaledir. Yüzyıl Savaşları süresince Fransız istilasına karşı savunmak amacıyla III.Edward’ın eski bir şövalyesi Sir Edward Dalyngrigge tarafından inşa edilmiştir.

16. Polonya Czestochowa’da terk edilmiş tren garı

17. Antartika’daki batmış yat

Brezilya’dan gelen yaklaşık 5 m uzunluğundaki Mar Sem Fin (Sonsuz Deniz) adında bir yat, buz basıncı ve şiddetli rüzgar etkisi ile Antartika’nın kıyısında battı.

18. Barbados’takit terk edilmiş damıtma tesisi

19. Michigan Merkez İstasyonu

Michigan Merkez Demiryolu, yapımı sırasında, dünyadaki en uzun ray istasyonuydu.

20. Sarajevo’da 1984 Kış Olimpiyatlarında yarış kızağı yolu

Sarajevo Olimpik Yarışkızağı ve Luge Yolu, 1984 Kış Olimpiyatları için yapılmakla beraber, Sarajevo şehrine doğru bakan Trebevic Tepesinde bulunur.

21. Craco, İtalya

Craco, İtalya’nın Basilicita Bölgesi ve Matera şehrindeki orta çağa ait terk edilmiş bir köydür. Taranto Körfezi’nden 40 km içeridedir. İnişli çıkışlı şekillerle dolu ve buğday ekili topraklara sahip bölgenin dağ kasabalarında bu sıkça rastlanan bir özellik. Devam eden depremlerden dolayı bölge, 1963’te terk edilmiş.

22. Rus askeri roket fabrikası

Bu mükemmel fotoğraflar, dünyanın en çok sıvı yakıtlı roket üreten fabrikalarından birinin içine sürünerek giren genç Rus bir kadın tarafından çekildi.

23. İtalya’nın Sorrento şehrindeki 1866 yılına ait terk edilmiş değirmen

‘Değirmenler Vadisi’ ismini 900’lerin başından beri işleyen buğday öğütmek için kullanılan bir değirmenden alıyor. Bölgede şiddetli derecede nem vardı ve bölgeyi yaşanmayacak hale getiriyordu, Tasso Meydanı’nın yapımı ile bu soruna çözüm bulundu.

24. Terk edilmiş bir santralin soğutma kulesi

Hollandalı fotoğrafçı Richard Gubbels, terk edilmiş bir santralin soğutma kulesinin içerisinden bu muhteşem fotoğrafları çekti.

25. İtalya’nın San Fruttuoso kentindeki ‘Christ of the Abyss’

‘Christ of the Abyss’, İtalya’da, Camogli ve Portofino arasında, Akdeniz’de yer alan, İsa’nın su altındaki bronz heykelidir. Heykel, 2,5 metre uzunluğunda olup, 22 Ağustos 1954 yılında suyun 17 metre altına yerleştirilmiştir. Heykelin benzerleri, dünyanın başka yerlerinde su altında ya da kilise ve müzelerde de bulunuyor.

26. Tayvan’daki terk edilmiş şehir Keelung

27. Chigago’daki Lawndale Tiyatrosu

Kuzey Lawndale’deki Lawndale Tiyatrosu 2000’li yılların ortalarında kapandığında, kilise olarak kullanıma tekrar açıldı.

28. New York’taki North Brother Adası

North Brother Adası, Bronx ve Riker Adalarının ortasında yer alan bir adadır. Onun yakınındaki diğer ada da South Brother’dır. Bu iki ada toplamda 81.400 m2 büyüklüğündedir.

29. Kolombiya’daki El Hotel del Salto

Bölgedeki Tequendama Şelalesini görmek için gelen turistlere yapılan lüks otel Hotel del Salto, 1928 yılında açılmıştı. Şelalenin tam karşısında ve uçurumun kenarında olan otel, misafirlerine muhteşem bir manzara sunuyor. Otelin intihara kalkışmak için kullanılması ya da bazılarına göre hayaletli olduğuna inanılmasından dolayı daha sonra terk edildi.

30. Japonya’daki Nara Dreamland

Kaliforniya’daki Disneyland’ten esinlenerek 1961’de yapılan Nara Dreamland, 2006’da kapatıldı.

Bilim İnsanları: Küresel Isınma Şu An Dursa Bile Sular 16 Metre Yükselecek

Yeni bir araştırmaya göre, üç milyon yıl önce Dünya, bugüne kıyasla daha sıcak bir gezegendi. O dönemde deniz seviyesi, bugüne kıyasla 16 metre daha yüksekti. Şimdi, o noktaya geri dönüyoruz.

Yeni yayınlanan bir araştırmada bilim insanları, denizlerin geçmişte bugünden daha yüksek seviyelere sahip olduklarını ve o dönemde gezegenin daha sıcak olduğunu açıkladı. New Mexico Üniversitesi’nden araştırmacı Victor Polyak, küresel ısınma kaynaklı deniz seviyesi artışını anlamak için geçmişteki seviyelerin gerçek ölçümlerini bilmenin önemli olduğunu söylüyor. Araştırmacı, bu çalışmanın Pliyosen çağındaki seviyeler hakkında güçlü ölçüm verileri ortaya koyduğunu da ekliyor.

Güney Florida Üniversitesi’nden jeobilim profesörü Bogdan Onac, bu dönemde ayrıca atmosferdeki karbondioksit miktarının bugünkü kadar yüksek olduğunu da söylüyor. Araştırmaya konu olan dönemde Dünya, Sanayi Devrimi öncesine kıyasla 2-3 derece daha sıcaktı. Bu sıcaklık, günümüzdeki sıcaklıktan en az 1 derece daha düşüktü.

Isınan suyun hacmi arttığı ve buzullar eriyip denizlere karıştığı için küresel ısınmayla birlikte deniz seviyesi de yükseliyor.

Küresel ısınmayı bugün durdurmak bile işe yaramayabilir

küresel ısınma

Araştırmacılara göre deniz seviyesi, küresel ısınmayı bugün durdursak bile 5,9 metre ile 19,2 metre arasında yükseliş gösterebilir. Güney Florida Üniversitesi’nden araştırmanın başındaki isim olan Oana Dumitru, bugün Grönland ve Batı Antarktika buzullarındaki erime göz önüne alındığında, deniz seviyesinde bu şekilde bir yükseliş görülebileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, karbon salınımı ve sera etkili gazlar konusunda ciddi adımlar atılmaması halinde bu senaryonun gerçekleşmesinin mümkün olduğunu söylüyorlar.

Araştırma, Nature dergisinde yayımlandı.

Çıplak Ayakla Toprak Üzerinde Yürüdüğümüzde Vücudumuza Neler Oluyor?

Arada bir toprağa basmak iyidir, insanın elektriğini alır derler. Bu iddianın doğru olup olmadığının cevabını ise bize bilim insanları veriyor.

Toprakta çıplak ayakla gezmenin iyi bir şey olduğu, stresi azalttığı ve vücuttaki elektriği aldığı söylenir. Teknik olarak çıplak ayakla toprakta gezmek gayet etkili ve bedava bir stres atma ve arınma yöntemidir. Kronik hastalıklara iyi geldiği ve yaşlanmayı geciktirdiği de söylenir.

Toprakla temas etmenin gerçekten de insan sağlığına çok büyük faydası var. Bu konu üzerine yapılan araştırmalar da insanda arada bir ayakkabılarını çıkarıp parklarda yalın ayak gezme isteği uyandırıyor.

Toprak insan sağlığına faydalıdır

toprağa temas etmek

Dünyanın yüzeyinde bol miktarda eksi yüklü iyon bulunur. Toprakla doğrudan temas edilen durumlarda yüzeydeki elektronlar bedeninize geçer ve dünya ile aynı potansiyel elektrikle yüklenmenizi sağlar. Bu da faydalı elektrofizyolojik ve psikolojik değişiklikler yaratarak sağlık durumunuzu daha iyi hale getirir.

Toprağın bu özelliği oldukça faydalıdır ve kirli elektrik ya da elektromanyetik kirlilik olarak adlandırılan, bedende oluşan yüklenmeyi azaltır. Ayrıca bu aktivitenin acıyı azaltma, uykuyu iyileştirme, enfeksiyonları yavaşlatma, stres seviyesini azaltma ve parasempatik sistemleri (nabız, kandaki oksijen seviyesi, solunum ve kan akışı) iyileştirme özelliği bulunur.

Uyku sırasında toprakla temas etmenin osteoporoza da iyi geldiği ortaya çıktı. Kemiklerde incelme ve kırılganlığın artması olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıkta kemik mineralleri bozulur, kemik yoğunluğu azalır ve mikro yapısında bozulmalar meydana gelir. Toprağa temas halinde ise vücuttaki elektrolit ve mineral dengesinde gözle görülür değişiklikler yaşanıyor. Magnezyum, potasyum, sodyum, inorganik fosfor, iyonize kalsiyum ve demir seviyeleri olumlu yönde etkileniyor.

Ayrıca böbreklerden fosfor ve kalsiyum sızmasına karşı da oldukça etkili olan bu yöntem sayesinde idrarda ya da kanda bulunan fosfor ve kalsiyum miktarı düzenleniyor. Normal şartlar altında bu maddelerin eksikliği de osteoporoz ile ilişkilendiriliyor.

Toprağa çıplak ayakla basmak strese karşı etkili

stres

Bir başka çalışmada ise 60 sağlıklı katılımcı üzerinde toprağa basmanın ve topraklama yapmanın etkileri incelendi. Katılımcıların ayaklarına iletken bantlar yerleştiren araştırmacılar, bu kişilerin vücudunda olan elektrik akışını inceledi. İlk grup 56 dakika boyunca topraklama yaparken ikinci grup ise 28 dakika boyunca toprağa temas etmedikten sonra kalan 28 dakikada topraklama yaptı.

Yapılan inceleme sonucunda araştırmacılar, ikinci gruptaki katılımcıların toprağa bastıkları anda beyinlerinin sol yarısından ciddi anlamda elektromanyetik yük boşalımı yaşadığını gözlemledi. Uzmanlar bu durumu toprağın stresi alma etkisi olarak açıkladı.

Toprağa temas etmek enfeksiyonlara da iyi geliyor

çıplak ayakla toprağa basmak

Araştırmalara göre toprağa basmak enfeksiyonlara da iyi geliyor. Enfeksiyonlar genelde vücutta bir dokudaki elektron eksikliği ile tetikleniyor. Vücudumuz hasta olduğunu ya da saldırı altında olduğunu düşündüğünde reaktif oksijen ürünlerini yaralanmanın olduğu bölgeye gönderiyor. Böylece bölgede iltihap ile vücudu korumayı ve iyileştirmeyi amaçlıyor. Bu olduğunda bölgeye bazı radikal kimyasallar da geliyor ve kızarıklık, ateş ve şişmeye neden oluyor.

Toprakta serbest halde dolaşan elektronlar ise vücudumuza geçtiklerinde bu radikal kimyasalları durdurarak yaşlanmayı yavaşlatıyor ve enfeksiyonları azaltıyor.

Toprağa temas etmenin ve toprakla zaman geçirmenin iyi bir şey olduğunu ve insan sağlığına iyi geldiğini söyleyenler bilime göre de haklı durumda bulunuyor.

Okyanusun Derinliklerinde Devasa Bir Deniz Canlısı Gözlemlendi

Okyanusun derinliklerinde araştırma yapan bir grup bilim insanı, yüzeyden 790 metre derinde fazlasıyla ilginç bir denizanası türüyle karşılaştı. Şeklini ve boyutunu değiştirebilen denizanası, bilim insanlarına ilginç ve gergin anlar yaşattı.

Bilim insanları, okyanuslarda yaşayan bir deniz canlısını gözlemledi. Deepstaria denizanası isimli deniz canlısı, okyanusların derinliklerinde bu zamana kadar görülmemiş bir özelliğiyle bilim insanlarını şaşırttı.

Pasifik Okyanusu’nda, deniz seviyesinden yaklaşık 790 metre aşağıda keşfedilen ve son derece ilginç olan bu denizanası, uzaktan kontrol edilen bir robotun karşısında şekil değiştirerek görenlere ilginç anlar yaşattı. Boyutunu ve şeklini değiştirebilen canlı, bilim insanlarını hayrete düşürdü.

Okyanus

Deepstaria isimli canlı aslında ilginç olsa da bilim insanları, okyanusun derinliklerinde böyle bir görüntünün beklenen bir şey olduğunu belirtti. Deniz yaşamıyla ilgilenen bilim insanları, keşfedilmeyen denizlerde son derece ilginç deniz canlılarının bulunduğunu belirtti ancak ilginçlikler yalnızca bununla da sınırlı değil.

Açık bir şekilde görülebilen kırmızı bir balık kenesinin, şekil değiştirebilen ve boyutlarını büyütüp küçültebilen Deepstaria isimli deniz canlısının içerisinde yaşadığı gözlemlendi. Balık kenesi bir avcı olmasa da bu kabuklu canlının kendi avcılarından korunurken Deepstaria isimli canlıyı bir sığınak olarak kullandığı ifade edildi.

Nautilus isimli araştırma botu, şu anda Pasifik Uzak Adaları Ulusal Deniz Anıtı etrafında bir araştırma gerçekleştiriyor. Yaklaşık 1 milyon 270 bin kilometrekarelik bir alan, deniz araştırmacıları tarafından inceleniyor.

Denizanası

Araştırmanın amacı, bu derin ve keşfedilmemiş sulardaki doğal ortamın yanı sıra bu doğal ortamda yaşayan ilginç deniz canlılarını keşfetmek. Bilim insanları, bu derin sularda başka nasıl canlılar olduğunu bilmese de şekil ve boyutlarını değiştirebilen Deepstaria denizanalarının olduğunu biliyor.

Birçok denizanasının ortak özelliklerinden olan saydamlık, Deepstaria isimli denizanasında da mevcut. Başlangıçta bir hayalet gibi görünen ve sabit duran denizanası, robot kendisine yaklaştıkça şeklini değiştiriyor. Çok ilginç bir şekilde hareket eden denizanası, bir anda genişleyerek yüksek ihtimalle karşısına gelen cismi korkutmaya çalışıyor.

Okyanusun derinliklerinde bulunan Deepstaria isimli ilginç denizanasının görüntülerine aşağıdaki video aracılığıyla ulaşabilirsiniz. Kırkıncı saniyeden itibaren izlediğiniz zaman denizanasının büyüdüğünü ve şekilde değiştirdiğini de görebilirsiniz.

Uçakların İniş Yaparken Maruz Kaldıkları ‘Yer Etkisi’ Nedir?

Uçaklar iniş ve kalkış durumunda ‘yer etkisi’ denen faktöre maruz kalırlar. Peki yer etkisi uçakları nasıl etkiliyor? Webtekno olarak yer etkisinin meydana geliş nedenini ve yarattığı etkiyi sizler için anlattık.

Daha önce hiç yer etkisi diye bir kavram duymuş muydunuz? Duymadıysanız, ya da ne olduğunu merak ediyorsanız bu yazımız sizler için hazırlandı. Uçakların iniş ve kalkışında büyük etki yaratan yer etkisini en anlaşılabilir şekilde açıklayacağız. Açıklamaya başlamadan önce yazının daha da anlaşılabilir olması için sizi bir pilot olarak göreceğiz. Yani kendinizi bir pilot yerine koyarak bu yazıyı okuyun.

Öncelikle kavramı tanımlayalım. Yer etkisi (İngilizcesi ground effect), uçabilen herhangi bir cismin bir yüzeye yaklaşması durumunda uçuş karakteristiklerinde yaşanan bir değişimdir. Bu değişimi kısaca betimlemek gerekirse şöyle aktarabiliriz: inişe geçiyorsunuz ancak iniş yapmanız için gereken hız olduğundan fazla. Dolayısıyla pist üzerinde süzülüyorsunuz da süzülüyorsunuz. İşte bu bitmek bilmeyen süzülme yer etkisi nedeniyle oluyor.

yer etkisi havacılık

Yer etkisinin meydana gelmesindeki ana etmen ise kanat uçlarında oluşan hava girdapları. Uçak yere yaklaştıkça hava girdaplarının oluşumu da etkileniyor. Yani iniş yapmak istediğiniz zaman alçaldığınızda, kanat uçlarında oluşan girdaplar havada olduğunuz zamanki kadar büyüyemiyor. Bunun sebebi ise yerin, aşağı hava akımının oluşumunu engellemesi. Kanadın etrafındaki hava akımı sürekli dönmektedir, ancak hava yere çarptığı için bu dönüş tamamlanamaz.

Hava, uçak kanadının arkasından çıktığı zaman aşağıya doğru açılanır, bu da aşağı hava akımı olarak adlandırılır. Aşağıdaki resimde yer etkisine maruz kalan bir uçak ile havada uçan uçak arasındaki farkı görebilirsiniz.

yer etkisi

Uçak yer etkisi durumundan etkilenirken maruz kaldığı kaldırma kuvveti de ivmelenir, yani yer çekimine karşı koymaya başlar. Yukarıdaki resimde görebileceğiniz gibi uçağın üzerinde bulunan mavi ok uçak yere yakınken daha dik konumda. Bu durumda iken kanatların maruz kaldığı sürtünme kuvveti de azalır. Sürtünme kuvveti de az olduğu için uçağın hızını korumasını sağlayacak itiş gücünde de azalma yaşanır. Yani daha az güç harcayarak daha iyi performans elde edilir.

Şimdi konuyu şöyle bir özetleyelim: yere yaklaştıkça kanat etrafındaki aşağı hava akımı azalır, dolayısıyla hava akımının meydana getirdiği girdaplar da azalır. Bunun sonucunda da sürtünme kuvvetinde azalma görülür.

Yer etkisine maruz kalmak için ne kadar alçak olmanız gerekiyor?

yer etkisi

Bir uçağın yer etkisine maruz kalması için, yerden kanat açıklığı boyundaki yükseklikte bulunması gerekiyor. Bu durum alçak ve yüksek kanatlı uçaklarda değişkenlik gösteriyor. Alçak kanatlı uçaklar iniş sırasında oluşan yer etkisini daha fazla hissederken yüksek kanatlı uçaklar daha az hissediyor. Uçakların maruz kaldığı yer etkisi sonucunda sürtünme kuvvetinde yaşanan değişikliği anlatmak için ise iki örneğe başvuracağız. Bu örnekleri yukarıdaki grafik ile takip edince çok basit bir şekilde anlayabilirsiniz.

Yüksek kanatlı uçaklardan biri olan Cessna 172’nin kanat açıklığı 10 metredir. Uçağın kanat yüksekliği ise 2 metre, yani toplam açıklığının %20’si. Yani grafikte de görebileceğiniz gibi uçak inişe geçtiğinde maruz kaldığı sürtünme kuvveti %60 azalıyor.

yer etkisi nedir

Bir de alçak kanatlı uçaklardan örnek verelim: Piper Warrior. Bu uçağın da kanadı 10 metre boyunda. Ancak kanat yüksekliği yerden 1 metre, yani toplam açıklığın %10’u. Yani bir Piper Warrior ile iniş yaparken maruz kalacağınız yer etkisinden oluşan sürtünme kuvvetindeki azalma %40 oranında.

Kalkış yaparken nasıl bir etki söz konusu?

Şu ana kadar yalnızca inişten bahsetmiş olsak da yer etkisi kalkışta da uçakta bir takım etkiler yaratır. Uçağın kalkış esnasında maruz kaldığı sürtünme kuvveti, yer etkisi nedeniyle yine azdır. Ancak uçak havadan yükseldikçe yer etkisinin azalmasıyla maruz kaldığı sürtünme kuvveti de artar. Bu durumda uçak çökme durumu ile karşılaşır ve tırmanma performansı ile sürati azalır.

Yer etkisini kullanmanın bir yolu var mı?

Uçakların olumsuz etkilenebildiği yer etkisini faydalı bir hale getirmenin bir yöntemi mevcut. Rus yapımı Ekranoplan gibi uçaklar, yalnızca yer etkisi ile uçabilmek üzere tasarlandı. Yani bu uçaklar yerden yalnızca birkaç metre yükseklikte uçuyorlar. Uçağın maruz kaldığı kaldırma kuvveti daha dik durumda olduğundan aynı uçağın normal versiyonundan çok daha ağır yükleri taşıyabiliyorlar.

ajax-loader