Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

Video

Bilim İnsanları, “Plastik” Bir Maddeye Kendi Kendine Hareket Etmeyi Öğretti

Bilim insanları, likit polimer kristal malzemeye kırmızı ışık altında hareket etmeyi öğrettiler. Araştırmacılar, bu şekilde geliştirilen malzemelerin robot çalışmalarında kullanılabileceğini düşünüyorlar.

Ivan Pavlov’un köpeklerle yaptığı ünlü deney, koşullandırmanın ne olduğunu anlatan en iyi çalışmadır. Pavlov, koşullandırma deneyinde köpekleri her beslediğinde zil çalıyordu. Bir süre sonra köpekler beslenme ile zil arasında ilişkiyi kavradılar. Bu noktadan sonra yemek verilmese dahi zil çaldığında köpekler yemeğe verdikleri tepkiyi vermeye devam ettiler.

Pavlov’un deneyinin üzerinden yaklaşık olarak 100 yıl geçti. Bilim insanları, Pavlov’un ardından artık cansız nesneleri koşullandırmayı öğreniyorlar. Aalto ve Tampere Üniversitesi’nden bilim insanları, katı bir jeli ışığın etkisi ile sıvı hale getirmeyi başarmışlardı. Şimdi aynı araştırmacılar, kristal polimere hareket etmeyi öğrettiler.

Aalto Üniversitesi’nden Olli Ikkala, “İlk önce sıvı kristal polimer ışığa hiç tepki göstermedi. Ancak işlem sırasında ışığın rehberliği altında nesneleri taşımayı ve tutmayı öğrendi. Bu fikir, önceki çalışmadakiyle aynı. Ancak şimdi koşullandırma, somut fonksiyonları da içeriyor” dedi.

hareket eden plastik

Çalışmada kullanılan “plastik”, esneklik ve dönüşüm için birbirlerine göre konumlanan sıvı kristal molekülleri içeriyor. “Öğrenebilen” bu likit kristal polimer malzeme ile ilgili çalışmanın anlatıldığı makale, Matter dergisinde yayınlandı.

Hareket etmeyi öğrenen plastiğin çalışma mekanizması hakkında bilgi veren Olli Ikkala, “Materyalin öğrenmesi için bir hafızası olmalıdır. Malzeme ısıtıldığında, orijinal olarak sıvı kristal polimerin yüzeyine yayılan boya, malzemeye nüfuz eder ve böylece belleği oluşturur. Farklı boyalar ışığın farklı dalga boylarına tepki gösterir. Böylece başlangıçta nötr uyaran ile malzeme kontrol edilebilir. Malzemeyi tasarlarken moleküller, malzeme ısıtıldığında istenildiği gibi tepki verecek şekilde konumlanmalıdır” dedi.

hareket eden plastik

Araştırmacılar, elde edilen fonksiyonlar sınırlı olmasına rağmen “öğrenme” yeteneğine sahip yeni tür yumuşak materyallerin robotlarda kullanılabileceğini düşünüyorlar. Aynı zamanda bu şekilde “öğrenen” materyaller ile gelecekte farklı koşullar altında farklı işlevler gösteren kaplama malzemeleri de oluşturulabilir.

Bilim insanları, malzemenin şimdilik sadece ısı ve ışıkla koşullandırılabildiğini açıkladılar. Ancak bağımsız sinyallerle de araştırmacılar, koşullandırma işlemi yapmak için çalışmalarına devam ediyorlar.

Los Angeles’ta İnanılmaz Boyutlara Ulaşan Trafiğin Havadan Görüntüsü

ABD’nin Kaliforniya eyaletine bağlı Los Angeles şehrinde Şükran Günü nedeniyle trafik kilitlenme noktasına ulaştı. Tatili fırsat bilerek yollara düşen Amerikalılar, trafikte saatlerce beklemek zorunda kaldı.

Trafik, tüm dünyada geleneksel bir sorun haline geldi ve özel günlerde bu sorun, her zamankinden büyük olabiliyor. Bunun en büyük örneklerinden biri, her yıl olduğu gibi bu yıl da Los Angeles gerçekleşti. ABD’de Şükran Günü dolayısıyla tatili fırsat bilen Amerikalılar, aynı anda yollara dökülerek trafiği kilitledi. Los Angeles’ın Interstate 405 yolunda oluşan trafik, sorunun boyutunu açıkça gözler önüne seriyor.

Trafik sıkışıklığı büyük bir kaza sonucu oluşmadı. ABD’de Şükran Günü tatili öncesinde çok fazla insan yollara döküldü ve trafik tamamıyla yoğunluktan kilitlendi. Los Angeles’ın metro bölgesinde arabayla yolculuk, iş çıkış saatlerinde her zaman zorlu olsa da, kent trafiği bu tarz özel günlerde kendini aşıyor. Trafik sıkışıklığını gösteren görüntülerde, tıkanıklığın sadece 405 otoyoluyla sınırlı olmadığı da göze çarpıyor.

 

Yan sokaklar ve küçük otoyollar, beyaz ve kırmızı ışıklar tarafından işgal edilmiş ve adeta bir araç denizi gibi görünüyor. Interstate 405’in her iki yönde akan 6 şeritli bir yol olduğunu belirtelim. Böylesine geniş bir yolda nasıl bir yoğunluğun trafiği kilitleyebildiğini siz düşünün.

Facebook’ta yayınlanan bir video da, birkaç saat sonrasında hala ağır akan trafiği gösteriyor. Los Angeles’ta trafiğin bu yıl daha da artmasına, yağmurun etkisini göstermesinin ve kentin doğusundaki dağlarda erken başlayan kar yağışının neden olduğu bildirildi.

Çin, 2020 Yılında Mars’a Fırlatacağı Uzay Aracını Test Ediyor

Mars, şu an birçok uzay ajansı ve ülke için öncelikli hedef konumunda bulunuyor. Gerek içerdiği gizemler gerek yaşama elverişli hale getirilebilme ihtimaliyle araştırmacıların ilgi odağı olan Mars, Çin’in de dikkatini çekiyor.

Xinhua News Agency’de yer alan habere göre Çin Ulusal Uzay Dairesi (China National Space Administration) 14 Kasım’da, Mars’a iniş yapacak olan aracının testlerini gerçekleştirdi. Testte, 140 metre uzunluğundaki bir kule kullanılarak, aracın Mars’a iniş sırasında karşılaşacak zayıf yerçekimi yeniden oluşturuldu.

Hebei’de bulunan kulede, platformun dört sütun arasında sarkıtılabilmesi için 36 kablo kullanıldı. Araç, bu alanda Kızıl Gezegen’in yerçekimini test ederken, platformun altında bulunan kraterlerle de Mars yüzeyi canlandırılmış oldu.

Mars görevi

Görev, 2020 yılında gerçekleştirilecek ve araç, 2021 yılında Mars’a ulaşacak. Çin’in göndereceği bu araç, sadece Mars’ın yörüngesinde kalmayacak, ayrıca gezegenin yüzeyine de iniş yapacak. ABD ve diğer ülkeler tarafından gerçekleştirilen önceki görevlerde, her seferinde bu aşamalardan sadece bir tanesi hedeflenmişti.

Hem uyduda hem de araçta, iletişim ve ölçümler için çeşitli donanımlar yer alacak. Araçlarda bulunacak donanımlar arasında yüksek çözünürlüklü kameralar, spektrometreler ve Mars’ın manyetosferinde ölçümler yapabilmesi için çeşitli gereçler yer alacak. Gezegenin yüzeyine iniş yapacak olan araç, üç ay gezegende kalması için tasarlandı.

Jonu’yu dinlemek

Juno

Çin’in, NASA tarafından işletilen ve Jüpiter’in yörüngesinde yer alan Juno aracından gönderilen sinyalleri, gelecekteki görevlerine hazırlık için derin uzay iletişim yeteneklerini geliştirmek amacıyla kullandığı ortaya çıkmıştı.

Çin’in, 2018 yılında Journal of Deep Space Exploration dergisinde yayınlanan akademik araştırmasına göre bilim insanları, Xinjiang’daki Kashi istasyonunda 35 metre çapındaki çanak antenle Juno’nun sinyallerini tespit edebildiler. Ayrıca Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeninin yörüngesinde bulunan aracın irtifasını da belirlediler.

Juno, X ve Ka bandı radyo dalgaları kullanarak NASA’daki bilim insanlarıyla iletişim kuruyor ve iletişimin dalga boyu, Jüpiter’in çekim alanının daha önce hiç olmadığı kadar doğru ölçülmesine yardımcı oluyor. Çinli bilim insanları da bunu kullanarak Juno’nun yörünge yolunu belirlediler.

Secure World Foundation Program Planlama Yöneticisi Brian Weeden, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Çinli bilim insanlarının bu sinyalleri kullanmasında herhangi bir sorun olmadığını, Juno’nun sinyallerini açık sinyaller olduğunu dile getirdi. NASA’dan David C. Agle da, uzay sondajının kontrolünü ele geçirmeye çalışmadıkları ya da işlevselliğine müdahalede bulunmadıkları sürece herhangi bir sorun olmadığını dile getirdi.

Dünya’ya Bakış Açınızı Değiştirecek 5 İlginç Dünya Haritası

Google Earth gibi servisler, her ne kadar atlasları tarihe gömseler de bir dünya haritasına bakınca ilginç bilgilere ulaşabileceğiniz yerler hala var. Sizin için Dünya’ya bakış açınızı değiştirecek 5 mükemmel ve bilgilendirici haritayı derledik.

90’lı yıllarda ansiklopedi ve atlas karıştırmadan yaşadığımız gezegen hakkında bilgi sahibi olmak zordu. Bunun edebiyatını yapmaya çok gerek görmüyoruz, ancak 20 yıl önce saatler sonunda ulaştığınız bilgilere artık saniyeler içerisinde ulaşıyorsunuz.

Peki yaşadığımız gezegeni, üzerinde yaşayanlar ne kadar iyi tanıyoruz? Haritaların bize bu konuda yardımcı oldukları Brilliant Maps (Görkemli Haritalar) isimli internet sitesinden, güzel bir derleme hazırladık. Her birisi farklı konularda son derece ilginç bilgiler veren haritalar var.

II. Dünya Savaşı’nda batan gemilerin işaretlendiği harita. Sarı noktaların hepsinde, 6 yıl süren bir savaşta batan gemiler var:

Üstelik savaşta batan gemilerin hepsi değil, büyük bir çoğunluğu bu haritada. Araştırmacı Rean Morfis tarafından 2004 yılında oluşturulan bu harita, GIS olarak kısaltılan Coğrafi Bilgi Sistemi veritabanını kullanıyor. Anlaşılan o ki karadaki yıkım, denizde de devam etmiş.

Düzlem şeklindeki haritaların gözlerimizi nasıl yanılttığını gösteren harita. Koyu mavi alanlar, üzerindeki bulundukları ülkelerin gerçek yüzölçümlerini veriyor:

Küre şeklindeki gezegenimizi düzleme aktarırken, kaçınılmaz olarak bozulmalar meydana geliyor. Yaygın şekilde kullanılan Mercator ölçeği, bu bozulmanın fazlasıyla yaşandığı bir haritalama stili. Ülkelerin üzerinde yer alan koyu mavi alanlar ise ülkelerin gerçek yüz ölçümleri. Bozulmanın kutuplara doğru artmasının nedeni ise bu ölçekte merkez olarak ekvatoru kullanmamız. Benzer şekilde bir portakalı soyup kabuğunu düzleştirmeye çalıştığınızı düşünün.

Kadınların seçme ve seçilme haklarını aldıkları tarihler ülkelerin üzerinde yazıyor:

Aynı zamanda haritada bazı renk tonlamaları da görüyoruz. Günümüze daha yakın tarihlerde kadınların seçme seçilme hakkı elde ettikleri ülkeler daha koyu renkle verilmiş durumda. Türkiye’de ise 1930’da başlayan çalışmaların ardından kadınlar, 5 Aralık 1934’de yapılan Seçim Kanunu düzenlemesiyle bu hakkı elde etmişlerdi.

1853 yılında Japon Suido Nakajima tarafından yapılan eşsiz dünya haritası:

Japonya’nın esaret gibi geçen uzun hükümdarlık döneminin ardından dünyaya açıldıkları ilk yıllar. Aslında bu harita çoğu insanın ilk bakışta fark edemeyeceği büyük bir eksiklik var: Antarktika.

Dünyadaki Tüm Ülkelerin Kare Haritası (Shintei – Chikyu Bankoku Hozu) olarak adlandırılan çalışma, silindirik bir izdüşümle yapılıyor. Elle boyanan tüm detaylar haricinde, sol altta 4 adet yarım küre görüyoruz. Eksiklerine rağmen, zamanının çok ilerisinde bir tekniğe sahip, günümüz haritalarına ise oldukça yakın bir çalışma.

Diyelim ki 10.994 metre derinliğindeki Mariana çukurunun dibinde sadece 10 metre genişliğide tıkanmış bir lavobo gideri var. O lavoboyu açtığınızda Dünya’nın suyu bu şekilde boşalıyor:

Mariana çukuru, 2.542 metre genişliğe ve 10.994 metre derinlikle adeta dünyadaki sular için tıkanmış lavobo gibi duruyor. Everest Tepesi’nden daha uzun bir derinliğe sahip olması, orayı daha ilginç kılıyor. Peki ya dibinde gerçekten tıkanmış bir gider varsa? Eğer olsaydı ve açsaydık, okyanuslar 2 miyon 966 bin 888 yılda böyle bir değişim geçireceklerdi. Muhtemelen yeni sıradağlarımız olacak, gezegendeki yaşam büyük ölçüde değişim geçirecekti.

İnsan Boyunda Kalamar Yumurtası Kesesi Görüntülendi

Norveç’in batı kıyısında dalgıçlar yetişkin bir insan boyunda bir kalamar yumurtası kesesini videoya aldılar. Devasa yumurta kesesinde yüz binlerce kalamar yumurtası bulunuyor.

Norveç’te bir araştırma okulu olan REV Ocean’da dalgıç olan Ronald Raasch, 6 Ekim’de, etrafı şeffaf bir zarla çevrili, küre şeklinde bir kütlenin etrafında gezinerek videosunu çekti. Dalgıç, etrafında sürüklenen devasa kesenin içini el feneri ile aydınlattı. Raasch’ın içini aydınlattığı kesede, yüz binlerce kalamar yumurtası görülüyor.

REV Ocean’dan dalgıçlar, Norveç’in Ørstafjorden şehrindeki 2. Dünya Savaşı batığını ziyaret etmek  için kıyıdan 200 metre açıkta bir dalış gerçekleştirdiler. Dalgıçlar, dalış sırasında devasa yumurta kütlesini tespit ettiler. YouTube’da yayınlanan videoda yapılan açıklamaya göre dalgıçlar, kalamar yumurtası kütlesine 17 metre derinlikte tespit ettiler.

Ronald Raasch, devasa kalamar yumurtası kesesini “kalamar jeli topu” olarak isimlendirdi. Sea Snack Norway’den araştırmacı Halldis Ringvold, bu şekilde devasa kalamar keselerinin Norveç, İspanya, Fransa ve İtalya denizlerinde görüldüğünü belirtti.

devasa kalamar yumurta kesesi

Live Science’ın aktarımına göre 2017 yılında dalgıçlar, Akdeniz ve Norveç kıyılarında benzer keseler gözlediklerini rapor ettiler. Son dönemde 4 keseden alınan DNA örneğinin analiz edilmesiyle, yumurta keselerinin 10 kollu sefalopa(Illex coindetii) ait olduğu belirlendi.

Halldis Ringvold, yeni keşfedilen devasa yumurta kesesinin boyutunun ve konumunun daha önce belgelenen yumurta keselerine benzediğini kabul etti. Ringvold, “Bunun da Illex coindetii tarafından bırakılmış olduğunu kabul ediyorum” dedi. Araştırmacı, videoda dalgıç ile aynı boyutta görünmesine rağmen, yumurta kesesinin ortalama olarak yaklaşık 1 metre çapında olduğunu açıkladı.

Uluslararası düzeyde yönetilen deniz yaşamı veri tabanı SeaLifeBase’e göre, bir kalamar yumurtasının boyu 0.2 santimetre büyüklüğünde oluyor ve  dişiler 50.000 ile 200.000 yumurta üretiyor. SeaLifeBase, kalamarların embriyonik gelişiminin, 15 derece sıcaklıkta 10 ile 14 günde gerçekleştiğini belirtiyor.

Dünyanın En Hızlı 3D Yazıcısı: HARP

Günümüzdeki 3D yazıcılar, ufak bir objeyi yaparken bile saatler harcıyorlar ancak Northwestern Üniversitesi’nin geliştirdiği HARP isimli yazıcı, insan boyutundaki objeyi birkaç saat içerisinde yazdırabiliyor.

3D yazıcıların yaygınlaşmasıyla bu teknoloji giderek gelişmeye devam ediyor. Artık istediğimizde evimize sokabileceğimiz kadar küçük boyutlara ulaşan bu özel yazıcıların en olumsuz yönü ise yazdırma sürelerinin oldukça uzun olması fakat bir yazıcı var ki yazdırma süresi hem diğer yazıcılara göre kısa hem de boyut olarak daha büyük.

HARP (High-Area Rapid Printing) ismi verilen bir yazıcı, bir metrekare ve 4 metre yükseklikte yazdırma alanına sahip. Yazıcıyı özel kılan en önemli noktası ise yalnızca birkaç saat içinde insan boyutunda bir objeyi üretebiliyor olması. Yazıcı, dikey olarak saatte yarım metre yazdırabiliyor. Sahip olduğu bu hız, HARP’ı dünyanın en hızlı yazıcısı yapıyor.

Yazıcı, hızlı baskının yanında sağlamlığıyla da öne çıkıyor:

dünyanın en hızlı 3d yazıcısı

HARP, Northwestern Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından geliştirilmiş. Yazıcı, iş büyük parçalara ya da bir sürü küçük parçayı aynı anda yazdırmaya gelince oldukça elverişli bir seçenek oluyor. Tabii araştırmacılar, 3D yazıcılarda karşılaşılan en büyük problemlerden birini de bu yazıcıyı yaparken çözmüşler: yazıcının ısınması.

Günümüzdeki reçine bazlı 3D yazıcılardaki en büyük sıkıntı, yazıcıların çok fazla ısı üretmesidir. Cihaz ne kadar hızlı baskı yaparsa ve nesne ne kadar büyükse sıcaklığın önüne o derece geçilemez. Bunun sonucunda basılan nesne deforme olabilir veya kırılabilir.

Isınmaya karşı bulunan çözüm, sıvı teflon olmuş:

dünyanın en hızlı 3b yazıcısı 2

Northwestern Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, yazıcıların ısınma sorununu ‘sıvı teflon’ adını verdikleri yapışmaz bir sıvı kullanarak aştılar. HARP, dikey olarak hareket eden bir plaka üzerinde reçineyi sertleştirmek için ultraviyole ışık yansıtıyor. Sıvı teflon, ultraviyole ışığın yansıtıldığı yerin üzerinden akıyor ve ısıyı düşürüyor. Yani yazıcı hâlâ ısı üretmeye devam ediyor ancak araştırmacılar bu ısıyı ortadan kaldırabilecek kolay bir yöntem buldular.

HARP, büyük parça üretimi konusunda da devrimsel bir niteliğe sahip. Günümüzdeki 3D yazıcılar büyük parçaları üretebiliyor ancak üretilen parçalar, baskının ardından kumlanmak zorunda kalıyor. HARP’ın bastığı parçalar ise böyle bir şeye gerek duymadan basımın ardından kullanılabiliyor.

Gücünü Hidrojenden Alan İlk Süper Yat: ‘Aqua’

Dünyanın sıvı hidrojenle çalışan ilk süper yatı Aqua, Monaco Yacht Show 2019’da tanıtıldı. Tam 112 metre uzunluğunda olan süper yat, sıvı hidrojeni -253 santigrat derece sıcaklıkta depolayan iki adet 25 tonluk vakumlu tanka ev sahipliği yapıyor.

Sinot Yacht Architecture & Design tarafından tasarlanan Aqua, dünyanın sıvı hidrojen ve yakıt hücresi teknolojisi ile çalışan ilk süper yatı olacak. Gücünü -253 santigrat derece sıcaklıkta depolanan 25 tonluk iki sıvı hidrojen tankından alan Aqua, fütürist tasarımının yanı sıra üstün özellikleriyle de bir hayli dikkat çekiyor.

yat

Tamamen sıvı hidrojenle çalışmak üzere tasarlanan 112 metrelik bir süper yat olan Aqua, saatte 17 deniz mili yani yaklaşık 32 kilometre hızla gidebiliyor. 3.750 deniz mili (6.945 kilometre) menzile sahip olan süper yat, 14 misafir ve 31 mürettebat üyesi olmak üzere toplam 45 kişiye ev sahipliği yapıyor.

aqua süper yat

Çevre bilincine sahip fütüristik görünümlü bir yat tasarladıklarını belirten Sinot Yacht Architecture & Design, Aqua’nın sahip olduğu özellikleri tipik bir süperyatın lüks havasıyla tamamlamayı hedeflediklerini ifade etti.

aqua yat

Projenin başındaki isim olan Sander Sinot, Aqua’nın beş ayda tasarlandığını söyleyerek, tasarım ve estetikte çığır açan gerçek bir süperyata tamamen operasyonel sıvı hidrojen ve yakıt hücreleri entegre etmenin zorluğundan bahsetti.

süper yat aqua

İç mekanda minimalist ve Japon esintili bir tarzın benimsendiği Aqua’da, tavandan tabana pencerelere sahip odalar yer alıyor. Dış mekanda basamaklı büyük bir havuza ve geniş bir dinlenme alanına ev sahipliği yapan süper yat, spor salonu, hidromasaj odası ve yoga stüdyosu gibi imkanlara da sahip olacak. Henüz konsept tasarımdan ibaret olan Aqua’nın suya ne zaman ineceği ise belli değil.

Okyanusun Derinliklerinde Devasa Bir Deniz Canlısı Gözlemlendi

Okyanusun derinliklerinde araştırma yapan bir grup bilim insanı, yüzeyden 790 metre derinde fazlasıyla ilginç bir denizanası türüyle karşılaştı. Şeklini ve boyutunu değiştirebilen denizanası, bilim insanlarına ilginç ve gergin anlar yaşattı.

Bilim insanları, okyanuslarda yaşayan bir deniz canlısını gözlemledi. Deepstaria denizanası isimli deniz canlısı, okyanusların derinliklerinde bu zamana kadar görülmemiş bir özelliğiyle bilim insanlarını şaşırttı.

Pasifik Okyanusu’nda, deniz seviyesinden yaklaşık 790 metre aşağıda keşfedilen ve son derece ilginç olan bu denizanası, uzaktan kontrol edilen bir robotun karşısında şekil değiştirerek görenlere ilginç anlar yaşattı. Boyutunu ve şeklini değiştirebilen canlı, bilim insanlarını hayrete düşürdü.

Okyanus

Deepstaria isimli canlı aslında ilginç olsa da bilim insanları, okyanusun derinliklerinde böyle bir görüntünün beklenen bir şey olduğunu belirtti. Deniz yaşamıyla ilgilenen bilim insanları, keşfedilmeyen denizlerde son derece ilginç deniz canlılarının bulunduğunu belirtti ancak ilginçlikler yalnızca bununla da sınırlı değil.

Açık bir şekilde görülebilen kırmızı bir balık kenesinin, şekil değiştirebilen ve boyutlarını büyütüp küçültebilen Deepstaria isimli deniz canlısının içerisinde yaşadığı gözlemlendi. Balık kenesi bir avcı olmasa da bu kabuklu canlının kendi avcılarından korunurken Deepstaria isimli canlıyı bir sığınak olarak kullandığı ifade edildi.

Nautilus isimli araştırma botu, şu anda Pasifik Uzak Adaları Ulusal Deniz Anıtı etrafında bir araştırma gerçekleştiriyor. Yaklaşık 1 milyon 270 bin kilometrekarelik bir alan, deniz araştırmacıları tarafından inceleniyor.

Denizanası

Araştırmanın amacı, bu derin ve keşfedilmemiş sulardaki doğal ortamın yanı sıra bu doğal ortamda yaşayan ilginç deniz canlılarını keşfetmek. Bilim insanları, bu derin sularda başka nasıl canlılar olduğunu bilmese de şekil ve boyutlarını değiştirebilen Deepstaria denizanalarının olduğunu biliyor.

Birçok denizanasının ortak özelliklerinden olan saydamlık, Deepstaria isimli denizanasında da mevcut. Başlangıçta bir hayalet gibi görünen ve sabit duran denizanası, robot kendisine yaklaştıkça şeklini değiştiriyor. Çok ilginç bir şekilde hareket eden denizanası, bir anda genişleyerek yüksek ihtimalle karşısına gelen cismi korkutmaya çalışıyor.

Okyanusun derinliklerinde bulunan Deepstaria isimli ilginç denizanasının görüntülerine aşağıdaki video aracılığıyla ulaşabilirsiniz. Kırkıncı saniyeden itibaren izlediğiniz zaman denizanasının büyüdüğünü ve şekilde değiştirdiğini de görebilirsiniz.

Alaska’da Bir Sualtı Buzulunun Tahminlerden 100 Kat Hızlı Eridiğini Gösteren Video

Küresel ısınmanın buzullar üzerindeki etkisi, bizim hesapladığımızdan çok daha fazla olabilir. Yeni yayınlanan bir video, zaman içerisinde bir su altı buzulundaki erimeyi net bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu erime, tahminlerden 100 kat hızlı gerçekleşiyor.

Alaska’da su altında bulunan bir buzul, daha önce tahmin edilenden 100 kat daha hızlı eriyor. Bu durumun sebebi olarak ise ortam erimesinin etkilerinin göz ardı edilmiş olması gösterilyor.

Şu anda kullanılan metotlar genellikle boşalma-temelli olan erimelere odaklanıyor. Bu sistem, buzul yüzeyinde lokal olarak erime olması durumu olarak özetlenebilir. Araştırmacılar, yeni sonar teknikleri kullanarak yaptıkları incelemede suyun altındaki erimeyi de tam olarak gözlemleyebildiler.

buzul

Araştırmayı, Oregon Üniversitesi’nden Okyanusbilimci Dave Sutherland ve ekibi gerçekleştirdi. Buzulun suya batmış olan kısmını gözlemleyebilmek için ekip çoklu sonar ışını kullanan bir tarama sistemi kullandı. Sistem, aynı bölgeyi Ağustos 2016 ile Mayıs 2017 arasında altı defa taradı.

Araştırmacılar bu süreçte ayrıca denizin tuzluluk oranını, yüksekliğini ve buzuldan gelen akıntıyı da kontrol ettiler. Böylece ne kadar erime olduğunu hesaplayabilmelerini sağlayacak veriler topladılar. Bu verileri inceleyen araştırmacılardan Rebecca Jackson, önceki teorilerde tahmin edilenden 100 kat daha hızlı bir erime durumunun söz konusu olduğunu söyledi.

Sonar tekniklerin kullanılmasıyla beraber dikey konumlu olan buzulların incelenmesi ve buzulların sınırlarının belirlenmesi daha kolay hale geliyor. Böylece araştırmacıların ellerine kazma kürek alıp buzulların okyanusla buluştuğu noktaya varana kadar kazmalarına gerek kalmıyor.

erime

Araştırmacılar ayrıca bu çalışmalar sayesinde, buzul erimeleri konusunda doğru kabul edilen teorileri ilk defa alanda yapılan çalışmalar ile test edilmiş oldu. İncelenen buzul, okyanusların bir ya da iki derece ısınmasına buzulların nasıl tepki verdiğini görmek açısından önemli oldu.

Araştırmacılar, teoriler ile gerçek sonuçlar arasındaki farkın temel nedeni olarak erime çeşitlerinden birinin gözardı edilmesini gösteriyor. Normalde 10 ila 100 kat daha az etkisi olduğu düşünülen ve bu yüzden ihmal edilen ortam erimesi, buzulun tamamını etkilediği için böyle büyük bir farka sebep oluyor.

iklim değişikliği

Batı Antarktika buzullarının tamamen erimesi halinde su seviyesinin üç metreye kadar yükselebileceği kabul ediliyor. Bu da Shanghai, Londra, Florida, İstanbul gibi şehirlerin risk altında olması anlamına geliyor.

Profesör Jackson, sonar tabanlı ölçüm sistemlerinin diğer buzulların incelenmesi ve daha net sonuçlar elde edilmesi için kullanılması konusunda ısrarlı. Deniz seviyesindeki artışın buzullarda saklı buz miktarına bağlı olduğunu belirten araştırmacı, daha gelişmiş çalışmalar yapılması gerektiğini söylüyor.

Araştırmanın sonuçları, Science dergisinde yayımlandı.

Uzaydaki en yakın komşumuz Ay’a bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?

Uydumuz Ay

Ay, Dünya’nın doğal olan tek uydusu olarak bilinir. Güneş Sistemi içinde bulunan beşinci büyük doğal uydudur. Ayın üzerinde görünen en büyük izlerine deniz denir. Bu izlere karanlık bölge ismi de verilmektedir. Bu denizler çıplak gözle görülebilir.

Gözlemciler, teleskop aracılığıyla Ay’ın kendine has olan 30.000 civarında özellik görmüşlerdir. Bunlar arasında, kraterler, dağlar küçük daireler yer almaktadır.

Ay’ın Özellikleri Nelerdir?

Dünya’ya olan uzaklığı 384.000 km, yüzölçümü 30.000 km, çapı 3.500 km, büyüklüğü Dünya’nın 1/40’ı kadardır. Ay günü; 28 gün 13 saat, Güneş gününe göre Ay günü; 29,5 gündür. Ay yılı; 354 gün, Güneş yılı ise 365 gün 6 saattir. Ay’da su ve toprak yoktur.

Atmosfer yoktur ve bu nedenle ısıyı tutacak gaz da yoktur. Ay’daki gökyüzünde ısı değişikliği olması mümkün değildir. Ancak Ay’ın yüzeyi güneş ışınlarını tutar. Ay gündüz çok sıcakken, gece oldukça soğuktur. Isı değişimi gündüz yaklaşık +100 derece, gece ise -100 derece kadardır.

Isı farkı gece ve gündüz arasında oldukça yüksek olduğu için, Ay yüzeyindeki taşlar mekanik yolla parçalanır ve önce kumlara daha sonra da toza dönüşür. Hayat ve bitki örtüsü yoktur. Çünkü susuz ortamda kimyasal ayrışma olmaz. Ay’da atmosfer olmadığı için Güneş ışınlarını tutmaz ve bu nedenle aydan gökyüzü karanlık görülür.

Ay üzerine düşen meteorlar parçalanmaz ve ay yüzeyinde çukurlar açar. Bu çukurlara krater denir. Ay, küçük bir gök cismi olduğu için soğuyarak iç ısısını kaybetmiştir. Ay’da bulunan yer çekimi Dünya’da bulunan yer çekiminin 1/6’sı kadar kabul edilir.

ajax-loader